banner1313

banner1300

banner1334

banner1337

05.01.2019, 09:46

O adam…

Böyle yazılara başlamak zordur.

Aradan geçen zaman, borcunun ödenmesi gerektiği süreçte ödenmemesi ve buna benzer bazı eksiklikler yan yana gelince; harfler yetersiz kalır özür yazısına.

Bir Adam.

Bir Adam tanımak zordur. Çünkü bu kadar adamsız elbiselerin cadde ve sokakları doldurduğu zamanımızda, işte o adam diyebileceğiniz adam sayısına ulaşmak bir elin parmaklarını geçmez.

Nereye gidecek bu yazı diye düşünmeye başladınız, sırasıyla okumak lazım satırları.

O Adamı tanıdığımda daha küçücük bir çocuktu.

“Ali Dayı” derdi.

Bir de büyüdükçe güzel küfrederdi.

Küfretmenin bir adama yakıştığı ender adamlardan biriydi. Ben o çocuğu tanıdığımda çocuktu ama,

adamdı…

Biz insanlar yaşarken onların hayatımızda ne kadar yeri olduğunu pek anlamayız. Ama o adam, tanıdığım günden sonraki her dönem hayatımda yer aldı.

Okula gidiyordu ama okula o mu gidiyordu, okul mu ona geliyordu vallahi anlamıyordum.

Haşarı bir çocuk yavaş yavaş gençliğe adım atıyordu. Kararlı emin, yürekli ve göründüğünden çok daha duygusaldı.

Oturdukları evin çıkmaz sokağında hayaller kuruyordu. Bir gün o sokak herkes ona saygı duyacak, ona selam duracak, onun komutu ile oyun oynayacak, onun isteklerini yerine getirmek için sıraya gireceklerdi.

Bilmiyordu ki, sadece o çıkmaz sokak değil, daha sonra koca bir kent onun bir elinin havaya kaldırdığında kırmızı, bir başka elini havaya kaldırdığında beyaz diyecek koca 19 Mayıs Stadı’nı en büyük Samsun diye inletecekti.

Çıkmaz sokakta hayal etiği koreografiler bir anda sadece ülke gündemine değil dünyanın önemli spor ülkelerinin spor programlarına cuk diye oturacaktı.

Her ülkede birçok sporsever tuttuğu takımın oyuncusu ile çektirdiği anı fotoğrafını gururla odasına asarken o ‘Adam’la fotoğraf çektiren Samsunspor futbolcusu o ‘Adam’la çekilmiş fotoğrafını duvarına asmanın gururunu yaşayacağını nereden bilecekti.

Çocukluktan gençliğe adım atarken tanıdığım o adamla Türkiye’nin ilk yerel televizyonlarından biri olan kendi kuruluşumuz Kanal L’de çalışma şansını da bulmuştum.

Tabi bu, o adam açısından benimle çalışmanın şanssızlığı olarak yorumlanıyordu hep. Oysa o adam bunu gururla anlatıyordu her yerde, yaşamının her alanında.

Hayat, insanların umutlarını yeşertmez, savaş tanklarının barış güvercinlerini ezdiği gibi eziyordu paletlerinin altında. Ve yaşam dediğimiz bu acı nefes almalar ikimizin de hayallerini ezip geçiyordu tankın paletleri gibi.

Televizyonda çalışırken o adamı sevmeyen tek bir personelin olamayışı da o çocuğun ne kadar adam olduğunu gösteriyordu.

Kameramandı ama habere bile farklı bakıyordu. Her muhabir onunla habere gitmek istiyordu. Kendinden çok muhabirini düşünen bir başka kameraman hayatım boyunca tanımadım.

Unutamadığım o kadar çok anımız var ki...

Ama televizyonda yemek olmadığı gün gelip odaya girip, her zamanki ilk küfründen sonra, “Ali Orhan’ın aç çalışanları bugün de mi bayat pasta yiyecek” sözlerini hiç ama hiç unutmadım.

Ben Samsun’u terk ettim o adam, sevdasını terk etmedi.

Ama dedim ya hayat denen paletler hayallerimizi de umutlarımızı da bir gün geldi yerle bir etti.

Antalya’da bir yıl önce bir gece telefonum çalıp, “o adam öldü” sözlerini duyduğumda, yüreğimden bir değil binlerce parça sökülüp dağıldı gitti Karadeniz’in sığ sularında…

Ve hala inanamıyorum,

Ya da inanmak istemiyorum.

Nur içinde yat emi ‘adam’ım.

Nur içinde uyu ‘Mehmet’im.

‘Soykan’ım…

Yorumlar (0)
Yorum yapabilmek için lütfen üye girişi yapınız!