doğa calven duru
       
5s dikey arslan bilgi

Necdet Uzun Yazdı: Ruhları Temizleyen İyilik…

ruhlari-temizleyen-iyilik
Abone Ol

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Şu “üç günlük” dedikleri dünyada,
nice sevdiğimizi
kara toprağın koynuna bıraktık!..
Hiçbiri de
maddi anlamda yanında
bir şey
götüremedi?..
Küçücük
çıkar için
yalanlara
sarılarak,
dostlarını
zor durumda
bırakanlar,
yarın yüz yüze gelindiğinde
utanmayacak mı?..
Şöyle bir geriye yaslanıp,
geçmişin “vicdani muhasebesi”ni
yapmak, herkese değer katacak!..
“Ruhları temizleyen iyilik” öykümle
sizleri baş başa bırakıyorum…

* * *
Baloncu,
bir yandan kaval
çalıyor
diğer yandan da mani söylüyordu:
“Bu çeşme ne güzel, su içecek
tası yok.
Kırma gönül kalbini, yapacak ustası yok”...
Şehrin kenar mahallelerindeki
sokakları, oyun alanına dönüştüren
çocuklar,
onun yolunu gözlerdi…
O geldiğinde,
kavalın sesini
duyan kadınlar, pencerelere
doluşur,
hayranlıkla
onu izlerdi…
Çocuklar da
“kuzucuk” gibi
kavalcının peşinden gelirdi…
Ak sakallı baloncu,
çocukları çok severdi…
Bir keresinde,
çocuğun biri,
annesinden balon parası istemişti. Annesi
“paramız yok oğlum” dediğinde,
çocuk ağlamaya başladı.
Gözünden yaşlar boşalan çocuk,
baloncuya baktığında, ak sakallı adam
eliyle çocuğa “gel” diye işaret etti.
Sırığa bağlı ipten
kopardığı balonu çocuğa uzattı. Çocuğun gözleri faltaşı gibi açılmıştı. Ağlamayı kesti.
“Param yok alamam” dedi. Ak sakallı baloncu,
çocuğun kulağına eğildi: “Baban parasını vermişti”
O sırada annesi pencerede gözüktü. “Bırak o balonu” diye bağırdı.
Kendisinden küçük de olsa kadınlara “abla” diye hitap eden
baloncu,
“Babasından almıştım” diye seslendi. Çocuğun göremeyeceği biçimde de
“Benden” diye işaret etti.
Kadın susmuştu. Çocuğuna bir şey söylemedi.
Çocuk kalbi hassastı…
Onları kırmamak gerekirdi…
Böylesi davranış biçimlerine
sıkça
tanık olan baloncu, yoluna devam etti.
Onun derdi, para değildi. Amacı çocukları mutlu etmekti.
Sıvaltı elektrik borusundan
toplu iğneli kağıt üfleyerek
balonlarını patlatan
haylazlara bile
tahammül eden
bu adam kimdi?..
Herkes onu merak ediyordu.
Namı, bütün şehre
yayılmıştı.
Bazı aileler, onun bu davranışının art niyetli olabileceğinden
endişelenince,
şikayetçi olmuşlardı…
Merkez Polis Karakolu Başkomiseri “Baba Kemal”
ailelerin şikayeti üzerine
ekibiyle beraber
ak sakallıyı
aramaya çıktı…
Baba Kemal, istismarcıların
çocukları, çikolota, şeker ve pasta gibi
ikramlarla kandırdığına çok tanık olmuştu…
Bu baloncu da öyle miydi acaba?..
Roman Mahallesi’nde
bir çocuğa
bedava balon verirken
onu buldu.
Baloncuyu derhal
polis minibüsüne bindirdiler.
Mahalleli şaşkındı.
Acaba söylenenler doğru muydu?..
Baloncu, “Yanlış bir şey mi yaptım?” dedi. Başkomiser Baba Kemal,
“Yok amcacığım biraz konuşmak istedik. Sana karakolda bir çay ısmarlarken
sohbet etmek istiyorum” cevabını verdi. Eski borçlarıyla ilgili yeni bir durum mu
diye endişelenen baloncu rahatlamıştı.
Baba Kemal, tecrübeli polisti. Baloncuyla konuşurken,
aslında onu sorguluyordu. Adam, küçük yaşlarda
Samsun’dan ayrılıp,
İstanbul’a gittiğini ve orada uzun yıllar müteahhitlik yaptığını
anlattı. Minibüstekiler de ak sakallı adamın anlattıklarını
merakla dinliyordu. Gerçi daha ilk bakışta ak sakallının
kötü niyetli biri olmadığını anlamışlardı. Olaylar, onları
bir nevi, insan sarrafı yapmıştı.
Karakola geldiklerinde
minibüsün kapısını genç polis memuru
saygıyla açtı ve ona Baba Kemal’in
odasına kadar eşlik etti.
Başkomiser Baba Kemal, “Çay mı kahve mi?” diye sordu,
“Çay” dedi baloncu…
“Niye balon satıyorsun. Dahası satar gibi yapıyorsun?”
diye soran Baba Kemal,
hikayenin bu tarafını merak ediyordu.
Baloncu, İstanbul’da müteahhitlikten büyük paralar kazandığını, daha sonra
en yakınlarının tezgahına düşerek,
iflas ettirildiğini söyledi. Herkese iyiliği vardı. Bu yüzden lakabı
“Hızır Yavuz”du. Kimin başı derde düşse
oraya yetişirdi. Ama kendi dara düştüğünde
karısı ve çocukları dahil,
hiç kimse ona destek olmamıştı.
“Hızır Yavuz” bu yüzden
hayata kahretmiş, memleketine dönmüştü…
Baba Kemal, Hızır Yavuz’un
anlattıklarını içten içe ağlayarak dinliyor, kendini zor tutuyordu.
“Sonra” dedi Baba Kemal, “Sonrasında” derken
Hızır Yavuz, yıkılacak gibi oldu…
Çok büyük ihanete uğrayıp,
hayatı karartılmıştı. Ak sakallı baloncu,
kendisine yetecek kadar parası olduğunu
belirterek,
“Aklıma balon işi geldi. Küçükken
böyle bir adamı tanımıştım. Ondan etkilendim ve ben de onun gibi davranmaya başladım. Çocuklar saftır ama nankör değildir” dedi.
Baba Kemal, baloncuya gün boyu sokak sokak gezdiğini
ve yorulup
yorulmadığını sordu. “Hayır” dedi. “Aksine, çocukların mutluluğu karşısında
dinleniyor, ruhum temizleniyor”...
Her gün hırsızı ve uğursuzu ile uğraşan
Baba Kemal, bu sözlerden çok etkilenmişti. Cebindeki
50 liranın
20 lirasını baloncuya verdi. Hızır Yavuz şaşırdı ve bu kez o sordu:
“Hayırdır başkomiserim?”
Baba Kemal, ağlamamak için
dudaklarını ısırıyordu. “Bu para,
ağlayan çocukların balon parası. Herkesin ruhunun temizlenmeye ihtiyacı var.
Vesile olduğun için sağol”
Baba Kemal, kapıya kadar uğurladığı Hızır Yavuz’un
arkasından bir süre baktı. Bu adamı tanımaktan mutlu olmuştu.
“Bu çeşme ne güzel su içecek tası yok,
Kırma gönül kalbini yapacak ustası yok”
diye caddeyi inleten
baloncu, bu kez
karakol çevresindeki
bütün esnafı
dışarı çıkarmıştı…
Nereden çıkmıştı bu adam?..
Esnafın bazısı, bu tür davranışlara izin vermeyen
“Baba Kemal”in
baloncuya müdahale etmemesine de
şaşırmıştı. Zamanla onlar da
baloncuya alıştı ama
her ay onun neden karakola geldiğinin
sırrını çözememişlerdi.
Kimine göre bu baloncu eski bir sabıkalıydı,
imza için karakola geliyordu. Kimine göre de
Baba Kemal’in çocukluk arkadaşıydı…
Ak sakallı baloncu,
Baba Kemal’in tayini
Ankara’ya çıktığı halde
yine karakola geliyordu.
Merkez Karakolu’ndaki polisler,
maaş gününde
Hızır Yavuz’a çocuklar için balon parası veriyorlardı.
Çünkü onlar
şunu gayet iyi biliyordu. Çocukları mutlu toplumda,
huzur olurdu…

* * *

Çocukları sevindirin,
büyüklere saygı ve sevgiyi
unutmayın!..
Bayramınızı en içten duygularımla kutlarım…

 

 

 

 


E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir