Necdet Uzun yazdı: "Ha bu bana ders olsun"...

Abone Ol

Emperyalist
senaryoların,
"yalan" ve "ikiyüzlülük"
üzerine olduğunu
bir kere daha gördük!..
Türkiye,
teröristlere yardım ve yataklık ettikleri
için
Finlandiya ve İsveç'in
NATO'ya alınmasına
karşı çıktı...
İşin sonunda,
bir mutabakat metni imzalandı
ve her iki ülke için
örgüte katılmaları
çağrısı yapıldı...
Anlaşma metninin daha mürekkebi kurumadan
Finlandiya Cumhurbaşkanı Sauli Niinisto, 
"Türkiye’ye suçlu iadesi politikamız değişmedi. YPG, metinde terörist olarak geçmiyor” dedi ve
terör örgütü PKK’nın Suriye uzantısı YPG’ye insani yardım yapmaya devam edeceklerini
açıkladı...
Benzer bir açıklama da
İsveç'ten geldi...
Türkiye,
"delikanlılık raconu" gereği,
verilen sözü namus bilip,
mutabakata imza atarken,
geçmişte
yediği dost kazıklarını maalesef unuttu...
ABD ve AB; bugüne kadar Türkiye'ye verdiği
hangi sözü tuttu?..
Yazmaya kalkışsak,
değil bu köşe,
bütün gazetenin sayfaları
yetmez!..
AB bir yana
NATO'dan başlayalım...
NATO demek,
ABD demektir...
ABD'nin;
yıllardır Türkiye'ye
saldıran
terör örgütüne aleni biçimde
silah, mühimmat, askeri eğitim desteği
ve para yardımı;
terörle mücadelede
ihtiyacımız olan
İHA'ları
paramızla bile vermeyişi,
bizi yokuşa sürmesi,
patroitlerin geri çekilmesi,
F-35'ler konusundaki tavrı,
son olarak F-16'lar
meselesindeki oyalama taktiklerine 
kadar,
müttefiki ya da stratejik ortağı
Türkiye'ye
samimi davranmadığını
defalarca görmedik mi?..
Bugün İsveç ve Finlandiya'ya
NATO'nun yolunu açan Türkiye,
42 yıl önce de
Yunanistan'ın
askeri kanata
dönüşünü, yine benzer
bir durumla 
onaylamıştı...
Ne olmuştu?..
Dönemin NATO Komutanı
Amerikalı General Rogers, Devlet Başkanı Kenan Evren'i
"asker sözü" diye ikna etmişti...
İki asker arasında
mertlik temeline
dayanan
sözlere karşılık,
1981 başında Yunanistan’da iktidara gelen Papandreu,
bir süre önce yapılan bu anlaşmayı tanımayarak,
ulusal çıkarlarına göre yeni bir düzenleme
yapmıştı...
Rogers, birkaç yıl sonra
söz verdiği
Evren'e,
güya mahcubiyet içinde
durumdan
 “üzüntü duyduğunu” belirtmişti...
Türkiye, "Diplomaside delikanlılık"
olmadığını nedense bir türlü öğrenemedi...
Çünkü, 'Türk'ün fıtratında
verilen sözden dönmek,
kahpelikle eş değerdi...
Türkiye'nin
en 
önemli siyasetçilerinden
eski Dışişleri Bakanı
rahmetli Kamran İnan, "Hayır Diyebilen Türkiye" kitabında,
Türkiye'nin sözüne sadık ve ilişkilerinde samimi bir ülke
olması yüzünden
ağır bedeller ödediğini
örnekler vererek yazmıştı...
Ne diyelim?..
Sözü en iyisi bizim
Temel'e
bırakalım:
"Ha bu bana ders olsun"...