Üç günlük İstanbul seyahatinden döndükten sonra Samsun'un her bakımdan yaşanılacak bir şehir olduğunu bir kere daha anladım...
Zaman zaman bu şehirde trafikten şikayet ettik...
Ya İstanbul'da yaşasaydık, ne yapardık?..
Uçağın Sabiha Gökçen Havaalanı'na inmesiyle birlikte terminal binasından başlayan trafik çilesini anlatmaya kalkışsam ortaya bir "Pehlivan tefrikası" çıkar!..
Uçaktan indikten sonra öğle saatlerinde bindiğimiz taksinin şoförü elinde cep telefonu, sürekli navigasyonu takip ediyordu...
Bir yandan yola, diğer yandan da telefona bakıyordu...
İkide bir de "Orası yoğun, buradan gidelim" deyip duruyordu...
Üsküdar'ın Ünalan semtine neredeyse bir saatte ulaşmıştık...
Taksiciye de tam tamına bin 700 lira ödedik...
Korsan taksiciler de varmış, onlar da yarı fiyatına yolcu taşıyormuş!..
O gün biraz dinlendikten sonra evin yakınlarında bulunan Akasya AVM'ye geçtik...
Tabii ki yine taksiyle...
Biraz alışveriş yapıp bir şeyler yedik içtik...
Bu arada bir bardak çayın 150 lira olduğunu da söylemeliyim...
Daha sonra hep birlikte eve geçtik...
Çünkü, yarın sabah Şişli'deki vize aracı kurumuna gideceğiz...
O sabah erkenden kalktık!..
Çünkü randevu saati kaçırıldığında bütün çabalar boşa gidecekti...
Ertesi gün bir arkadaşımın aracıyla sabah saatlerinde Şişli'ye geçtik...
"Geçtik" dediğime bakmayın, 50 dakika sürdü...
Randevu 12.30'daydı ama trafik riskini göze alamazdık...
Bir saat öncesinde aracı kurumun bulunduğu Astoria AVM'de olduk...
AVM'deki kafede otururken sandalyenin sallandığını hissettim...
"Başım mı dönüyor acaba?" diye kendi kendime söylendim...
Anladım ki bizimkiler de sarsıntıyı hissetmemişlerdi...
Herhalde yorgunluk var diye düşündüm ama bir süre sonra yeniden aynı sarsıntıyı yaşadım...
Hiç panik yapmadan yan masadaki birine "Siz de sarsıntıyı hissediyor musunuz?" diye sordum...
Adam tebessümle baktı ve AVM'nin alt tarafından metro geçtiğini söyledi...
Vize aracı kurumunda işimiz bitince çıktık...
Şişli bölgesinde bir başka yere daha gitmek için yola koyulduk ama çile peşimizdeydi...
Gidilecek yerin 400 metre gerisinde inip yürüdük...
Aracı kullanan arkadaşımıza da buluşma noktası verdik...
İşimiz uzun sürmedi ama arkadaşın gelişi zaman aldı...
Yani trafikte değişen bir şey yoktu...
Burada yaşayanlar bir arkadaşını ziyarete gitmeye kalkışsa bir gününü ayırmak zorundaydı herhalde...
Biz de eve 1 saatte dönebilmiştik!..
Mecburiyet olmasa bu eziyet çekilir miydi?..
Samsun'a dönüş için ertesi sabah erkenden yola çıkıp Sabiha Gökçen Havaalanı'na geçtik...
"Geçtik" dediğime bakmayın, bu yolculuk neredeyse İstanbul-Samsun arasındaki uçak yolculuğu kadar sürdü...
Samsun'a inince samimi olarak söylüyorum; toprağı öpesim geldi...
Belki hayatın olağan akışı içinde şikayet ettik...
Ancak, İstanbul'un trafik çilesini görünce her haliyle güzel olan bu şehrin kıymetini bilmek gerekir diye düşündüm...
İyi ki Samsun'da yaşıyoruz!..