doğa calven duru
 
5s dikey izosam bilgi

Necdet Uzun Yazdı: Birbirimizi Anlamazsak!..

birbirimizi-anlamazsak
Daha Fazla Göster

Çek-senet
yerine
“söz” vermenin
daha güven verici
bir davranış
olduğu
yıllardan
nerelere geldik..
Ne çek ne senet
ne de söz kaldı!..
Yalanın sıradanlaştığı
bir dönemde,
bu sürece bağlı olarak;
akla hayale gelmeyen dolandırıcılık
türleri de çıktı karşımıza…
ATM önlerinde
“yardım” bahanesiyle
emeklilerin maaşlarını
çalanlar,
yaşlıya hizmet etmenin
manevi hazzını kopardı
içimizden…
Geçmişte; çocuk, kadın ve yaşlı gibi
savunmasız insanlara
yapılan kötü davranışlar,
büyük infial yaratırdı toplumda…
Şimdi, bunlar “vakai adiye”den yani sıradan
oldu…
Sıkıntılar
gün gelir
geçer!..
Ancak,
bu toplumu çökertmek
isteyenler;
bizi diğer milletlerden farklı kılan
hasletlerimizi
silmek istiyor önce…
Yeni bir toplum inşa edebilmek için
temelden yıkmak gerek!..
Onlar da öyle yapıyor zaten!..
Maalesef, günü
kurtarmak için
emperyalizmin
emellerine
sessiz kalanlar,
bu davranışlarıyla
şehitlerin kemiklerini
sızlatıyorlar!..
Aynı milli duygularla
yanıp tutuşan
insanlar, bu gerçekler ışığında
birbirini anlamak için
çalışmıyorsa;
onlar da o değirmene su taşıyanlar
arasındadır!..

* * * *

” İki komşu ülkenin hükümdarları birbirleriyle savaşmazlar, ama her fırsatta birbirlerini rahatsız ederlerdi. Doğum günleri, bayramlar da ilginç armağanlar göndererek, karşıdakine zekâ gösterisi yapma fırsatlarıydı.
Hükümdarlardan biri, günün birinde ülkesinin en önemli
heykeltıraşını huzuruna çağırdı. İstediği, birer karış yüksekliğinde,
altından, birbirinin tıpatıp aynısı üç insan heykeli yapmasıydı. Aralarında bir fark olacak ama bu farkı sadece ikisi bilecekti.
Heykeller hazırlandı ve doğum gününde komşu ülke hükümdarına
gönderildi. Heykellerin yanına bir de mektup konmuştu.
Şöyle diyordu heykelleri yaptıran hükümdar: “Doğum gününü bu üç
altın heykelle kutluyorum. Bu üç heykel birbirinin tıpatıp aynısı gibi
görünebilir. Ama içlerinden biri diğer ikisinden çok daha değerlidir. O
heykeli bulunca bana haber ver.”
Hediyeyi alan hükümdar önce heykelleri tarttırdı. Üç altın heykel gramına kadar eşitti. Ülkesinde sanattan anlayan ne kadar insan varsa çağırttı. Hepsi de heykelleri büyük bir dikkatle inceledi ama
aralarında bir fark göremediler.
Günler geçti. Bütün ülke hükümdarın sıkıntısını duymuştu ve kimse çözüm bulamıyordu. Sonunda, hükümdarın fazla isyankâr olduğu için
zindana attırdığı bir genç haber gönderdi. İyi okumuş, akıllı ve zeki olan bu genç, hükümdarın bazı isteklerine karşı çıktığı için zindana atılmıştı.
Başka çaresi olmayan hükümdar, bu genci çağırttı. Genç önce
heykelleri sıkı sıkıya inceledi, sonra çok ince bir tel getirilmesini
istedi.
Teli birinci heykelciğin kulağından soktu, tel heykelin ağzından çıktı.
İkinci heykele de aynı işlemi yaptı. Tel bu kez diğer kulaktan
çıktı.
Üçüncü heykelde tel kulaktan girdi ama bir yerden dışarı çıkmadı.
Ancak telin sığabileceği bir kanal kalp hizasına kadar iniyor, oradan öteye gitmiyordu.
Hükümdar heykelleri gönderen komşu hükümdara yanıtını verdi:
Kulağından gireni ağzından çıkartan insan makbul değildir.
Bir kulağından giren diğer kulağından çıkıyorsa, o insan da makbul
değildir.
En değerli insan, kulağından gireni yüreğine gömen insandır.
Bu değerli hediyen için çok teşekkür ederim.”
* * *

Bugününüz dünden daha iyi olsun. Sağlıklı ve huzurlu günler dileğiyle…

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir