banner1518

banner1365

banner1526

banner1499

banner1334

banner1534

21.10.2020, 08:38 57

Ne İsa’ya ne Musa’ya …

Gerçekleri, halkın yararına olanları yazdığından, birilerinin çıkarına dokunduklarından sevilmezler, tu kaka edilirler. Görevlerini kamuoyunun bilgilendirilmesi ve çıkarı yönünde yaptıklarından ötürü ne İsa’ya ne Musa’ya yaranırlar.
Tabii, bu niteleme tüm gazeteci ve yazarlar için geçerli değil. İfadelerim her türlü baskıya karşı direnerek mesleğinin gereğini yerine getiren, kalemini satmayan özgür ruhlu gazeteciler için söz konusu. Günümüzde yurtsever, halkın çıkarını savunan, laik demokratik devleti gözeten yiğit yürekli gazeteci sayısı o kadar çok azı ki. Yine de bu meslektaşların varlığı insana umut aşılıyor, karamsarlığı öteliyor. Elbette bu zor günler geçecek.  
Bugün, “21 Ekim Dünya Gazeteciler Günü”. İlk resmi gazete Takvim-i Vekayi’nin 11 Kasım 1831’de yayınlanmasının ardından 21 Ekim 1860’da yayın hayatına başlayan Tercüman-ı Ahval ilk özel gazetedir. Gazeteciler Cemiyeti’nin 1960 yılında PTT idaresine bastırdığı pul 100.yıl anısı taşımaktadır. 21 Ekim aynı zamanda Dünya Gazeteciler Günü olarak kutlanmaktadır.
Ne var ki, günümüzde özgürlük, sendikal hakların kullanılamaması, maddi yoksunluktan ötürü basın emekçileri büyük zorluklar yaşıyor, gününü kutlamaktan uzak.
1961 yılında çıkarılan 212 sayılı yasa ile önemli kazanımlar elde eden  gazeteciler aradan geçen süreçte haklarında önemli kayıplar yaşadı. 212 sayılı yasa işlevini yitirdi. Yasanın eksiksiz uygulandığı 1980’li yıllar öncesi tanınan olanakları olabildiğince kullanarak sendikalı olan gazeteciler artık bu hakkı kullanamaz konumda.  12 Eylül darbesinin ardından her işkolunda olduğu gibi gazetecilik işkolunda da kazanımlar birer birer gitti. Teşmil uygulaması ile toplu iş sözleşmesi anlamını yitirdi. Ne acıdır ki, bugün, sendikalı olan, toplu iş sözleşmesi bağıtlanan medya kuruluşu bir elin parmağını geçmiyor.
Ülke, basın özgürlüğü sırlamasında en altlarda yer alıyor. Türkiye’nin 180 ülke içinde 154. sırada bulunması içimizi acıtıyor.
Medya sektöründe sendikalı gazeteci yok denecek kadar az. Sendikalı olanlar da toplu iş sözleşmesi hakkını yeterince kullanamıyor. İşlevini yitiren 212 sayılı yasanın yanı sıra kamuoyunda da gazetecilere yönelik baskı, şiddet, taciz giderek artıyor. Vur abalıya örneğinde olduğu gibi, haberlerinden, yazılarından ötürü gazeteci adeta günah keçisi haline getiriliyor. Oysa, ne zor koşullarda özveriyle kamuoyu görevi yaptığı göz ardı ediliyor.
Hasan Tahsin, Sabahattin Ali, Abdi İpekçi, Uğur Mumcu, Çetin Emeç, Ümit Kaftancıoğlu, , Ahmet Taner Kışlalı, Bahriye Üçok, Turan Dursun, Metin Göktepe, Hrant Dink, Sami Başaran, Kamil Başaran ve diğerleri savundukları düşüncelerinden, haberlerin, yazılarından ötürü hain saldırılar sonucu yaşamını yitirdi.
Saldırgan tavırlar, azınlıkta kalsa da alıkoymayacaktır namuslu, demokrasiye, Atatürk ilkelerine tutkun gazetecileri onurlu görevlerini yapmaktan.
 

Yorumlar (0)