banner1365

banner1469

banner1345

banner1468

banner1397
01.11.2019, 09:17

Ne arıyorsunuz?

            Televizyonun yaygınlaşıp her hanenin baş köşesine kurulmasına kadar radyo uzun yıllar iletişimin ana enstrümanı olmuştur. İktidarların ve güçlü şirketlerin avucuna düşmeden önce onun için oldukça güçlü hayaller kurulmuş, sınıflara konulacak radyonun çocukların eğitimine inanılmaz katkılar sunacağına dair boy boy reklamlar yayınlanmış, politikacıların radyoya çıkıp vatandaşların soracağı sorular karşısında soğuk terler dökeceği, böylece de demokrasinin gelişeceğine dahi inanılmıştır. Oysa ilerleyen yıllar radyonun demokrasiyi geliştirmek bir yana nasıl tek taraflı bir propaganda aracına dönüştüğünü kanıtlayacaktır. Nazi iktidarının beyin takımında yer alan, Halkı Aydınlatma ve Propaganda Bakanı meşhur (!) Gobbels, radyonun kendileri için ne denli önemli olduğuna dair ipucunu şu sözlerle ifade etmiştir;

            “Basın 19. yüzyıl için neyse, radyo da 20.yüzyıl için o olacaktır.”

            Radyonun ardından evlerimizde arzıendam eden televizyon için de benzer romantik hayaller kurulmuş olsa da onun da aynı mecrada aktığını söylemek pekala mümkün.  Özellikle çok kanallı yayınlar ve ardından özel televizyonların yayınıyla birlikte çeşitlenip zenginleşeceğini düşündüğümüz televizyon dünyasının bugün gelinen noktada birbirinin fotokopyası haline gelmiş olması durumu özetler niteliktedir.

            Televizyonun halefi sayabileceğimiz internetin de kaçınılmaz olarak aynı yolda olduğunu görmek üzücü. Yaygınlaşmaya başladığı 90’lı yıllarda internet özgürlük, demokrasi ve kürselleşmenin meşalesi olarak görülüyordu. İnternetin tüm dünyaya barış getireceğine, siber alemin içinde yetişen çocukların milliyetçiliğin ne olduğunu dahi bilmeyeceklerine inanılıyordu. Oysa radyonun da televizyonun da başına gelenler ve ortaya çıkan hayal kırıklığı internet için de söz konusudur. “Enformasyon Süper Otoyolu” ve “Küresel Enformasyon Altyapısı” olarak değerlendirilen internet bugün gelinen noktada, küresel şirketlerin ve iktidarların hegomanyasından kurtulamadığı gibi pek çok kullanıcı açısından da eş dostun yayınladığı fotoğrafı “ben onun fotoğrafını beğeneyim ki o da benim fotoğrafımı beğensin” sinsiliği ile like’landığı, birbirine benzer milyon tane selfie’nin ekranlardan akıp gittiği, sevilen bilgisayar oyununu oynamak yerine daha önce oynayanların videolarının saatlerce izlendiği komikli, kedili, tiktoklu bir mecra haline gelmiş durumda.        

            “İnternet madrabazlarının size söylemediği şey, internetin bütünlük konusunda hiçbir şey vaat etmeyen büyük bir düzenlenmemiş veri okyanusu olduğudur. Editörleri ve eleştirmenleri olmayan internet, süzgeçten geçirilmemiş bir veri çöplüğüdür. Neyin okunmaya değer olduğunu bilemezsiniz, neyi görmezden geleceğinizi de.”

            Yukarıdaki satırlar internetin geleceğine dair tutmayan kehanetlerin sahibi, epeyce eleştiriye tutulan “İnternet mi?Pöh!” isimli yazının yazarı, astronom ve hacker Clifford Stoll’e ait. Stoll interneti  bir çöplüğe benzetmekte çok da haksız sayılmaz. Yukarıdaki satırlarda sıralanan ıvır zıvır işler kadar aklımıza takılan hemen her şeyi de internette arar olduk. Ama artık ne aradığımız kadar nasıl aradığımız, aradığımızı nasıl filtrelediğimiz de önemli hale geldi. Evet internet faydalı faydasız pek çok şeyi içinde barındıran bir çöplüğe benzetilebilir. Ama içinde türlü çeşit inci mercanı, elması zümrütü barındıran bir çöplük. Yeter ki aramasını, kullanması bilinsin.

            Ellerinde artık yüzlerce değil binlerce liralık telefonlarını hoyratça kullanan öğrencileri/gençleri görünce interneti neden ve nasıl kullandığımızı düşünüyorum. Bu teknolojinin içine doğan gençler insanlık tarihinin bilgiye erişim açısından en şanslı nesli. Onlar ki sizin gibi, benim gibi kitaplarını gazeteyle kaplamış, ders kitaplarını bulabilmek için aylar evvelinden üst sınıflarda okuyan komşu çocuklarının kapısını çalmış, ricacı olmuş anne babaların çocukları. Ellerindeki zenginliğin kıymetinden bi haber selfie gençleri. Tiktok nesilleri.

            Akıllı telefonlarla cebe giren internetin nimet mi zulmet mi olduğu ona hangi pencereden bakıldığına, onda gezinirken kullanılan filtrenin kalitesine bakar. Aksi takdirde internetin ve onun maşası telefonun/tabletin kandırmacasına kurban gitmemek elde değil. Hem de hiç farkında olmadan. Hele de genç beyinler de. Eminim pek çoğunuzun da başına gelmiştir (ki itiraf etmem gerekirse benim de sıkça başıma gelir) telefona gelen bir mesaj bir bildiri sadece ona bakmak için harcanacak zamanı yemez. Daima daha fazlasını yer. Çünkü sadece o mesaj okunmaz. Facebook, Instagram, Twitter, Snapchat, Youtube, Whatsapp, haberler...birer birer tavaf edilir. Liste uzar gider. Ve internet kıymeti sonrasında anlaşılacak en önemli zenginliklerimizden birini, zamanımızı çalar. Geri getirmemecesine.

            Oysa internet gibi bir zenginliğin harcanan zamana değecek onca zenginliği varken, Aristo’nun, İbn-i Sina’nın, Newton’un arayıp da bulamayacağı bir külliyat, bir bilgi deryası parmaklarımızın ucundayken onu selfie’lere, like’lara kurban etmek tüketimi ilahlaştıran kapitalist sistemin zihinlerimize yerleştirdiği hastalık taşıyan bir virüs. Cehalet virüsü.

            Evet artık zamanımızın çoğunu internette geçiriyoruz. Çoğunluk onda ne aradığımızı dahi bilmeden. Kolayca ve kendi rızamızla.

            Peki ya siz internette ne arıyorsunuz?

Yorumlar (0)
banner1371
banner1381
13°
parçalı az bulutlu
Namaz Vakti 21 Kasım 2019
İmsak 05:54
Güneş 07:23
Öğle 12:26
İkindi 14:55
Akşam 17:18
Yatsı 18:42