Mızrak Poşete Sığmaz

Geçtiğimiz hafta ulusal basına yansıyan ancak gerektiği kadar ses getirmeyen iki haber vardı. İlki, tuz üretimi yapan 16 firmadan alınan sofralık tuz numunelerinde mikroplastiklere rastlanmasıyla ilgiliydi. Diğeri ise Türkiye’nin İngiltere’den plastik çöp alımını artırmasıyla alakalı.
    

İki haber de hem çevre hem de sağlığımız açısından bir hayli önem arz etmesine rağmen ne yazık ki yeterli ilgiyi göremedi. Oysa Çevre ve Şehircilik Bakanlığının AB mevzuatına uyum çalışmaları kapsamında hazırladığı Ambalaj Atıklarının Kontrolü Yönetmeliği Taslağı ile, 1 Ocak 2019'dan itibaren plastik poşetlerin satış noktasında ücret karşılığı temin edilmesi fikri ortaya atıldığında çok daha gür bir ses çıkmış, insanımız naylon poşetlerin marketlerde para ile satılacak olmasına farklı farklı ortamlarda benzer tepkiler göstermişti. Son yapılan araştırmalar ise sadece ülke insanımız için değil tüm dünya için tehlike çanlarının çaldığı yönünde. Halkımız Küresel Isınmanın niteliğine, içeriğine daha yeterince hakim olamadan hayatımıza girecek olan mikroplastik, nanoplastik kavramlarına karşı yeterince hazır mıyız?
    

Plastik ve türevi ürünler 1950’li yıllardan itibaren dünyada yayılış gösterse de günümüze dek üretilen plastiğin yarısı son on beş yıl içinde üretilmiş. Dünya çıldırmışçasına yoğun şekilde kullanıyor bu maddeyi. Yiyecek ambalajından, otomotiv sanayisine, elektrik/elektronik ürünlerden inşaata kadar hayatımızın her alanında varlar. Kullanmayı ve hemen ardından atmayı seviyoruz. Çünkü bize sorun çıkartmadıklarını düşünüyoruz. Bu marketten aldığımız naylon poşet için de böyle, içtiğimiz suyun pet şişesi için de, çocuğumuzun kırılan oyuncağı için de.
    

Peki ya bunca plastik nereye gidiyor. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) ’nun en son 2016 senesinde yayınladığı Belediye Atık İstatistiklerine göre 1397 belediyenin 1390’nın atık hizmeti verdiği tespit edilmiş. Daha ilginci ise atık hizmeti veren bu 1390 belediyenin atıkları kullanma/imha biçimi. Rapora göre; “Atık toplama ve taşıma hizmeti verilen belediyelerde toplanan 31,6 milyon ton atığın, %61,2’si düzenli depolama tesislerine, %28,8'i belediye çöplüklerine ve %9,8’i geri kazanım tesislerine gönderilirken, %0,2'si açıkta yakarak, gömerek ve dereye/araziye dökerek bertaraf edildi.”
    

Sayıları giderek artsa da ülkemizde atık işleme tesislerinin yetersizliği hepimizin malumu. Bununla birlikte belediyelerin öncülüğünde halkımızın atıkları ayrıştırma, sınıflandırma çabasında olmadığı, geri dönüştürülebilenle geri dönüştürülemeyen atıkları, camlarla metalleri, kağıtlarla mutfak atıklarını aynı çöp poşetine oradan da aynı çöp konteynırına attığı bir başka rahatsız gerçek. Keşke bu konuda daha yerel idarelerde daha özenli çabalara rastlayabilsek (hele de atık kızartma yağlarından nasıl kurtulabileceğimiz gibi bir dev sorun daha sırasını beklerken).
    

Dünya, üzerinde yaşayan insanların sorumsuzluğunu artık taşıyamaz hale gelmiş durumda. Her yıl sahillere vuran plastik çöplerin 15 milyon tona kadar ulaşabileceği ifade edilmekte. Bu, o plastiği atan insan yeryüzünden silindiğinde, beşinci kuşak torunu dünyaya geldiğinde de o çöpün dünyayı kirletmeye devam edeceği anlamına geliyor. Dünyanın son gideri olarak adlandırılan okyanuslara ulaşan bu plastiklerin önemli bir kısmı dalgaların, güneş ışığının ya da bazı deniz canlılarının etkisiyle parçalanıp daha küçük boyutlara ulaşabiliyor. 5 mm’den daha küçük boyuta indiğinde bu plastik parçasına mikroplastik deniyor. İşte bizim sofra tuzumuzda bilim insanlarımız tarafından tespit edilen madde bu. 16 tuz firmasının içinde en çok da deniz tuzu üretenlerin ürünlerinde rastlanmış üstelik. Mikropolastiklerin deniz canlılarının sindirim sistemlerinden kas ve dokularına geçtiğine dair net bir çalışma yok. Ama milimetre boyutundaki bu plastik parçalarının ufalanmaya devam etmesi gözle görünemeyecek boyuta, bir metrenin 100 milyarda biri boyutuna yani nanoplastiğe dönüşmesi tehlikesini de içinde barındırıyor. Nanoplastik parçaların ise hem deniz canlılarının hem de insanların doku ve hücrelerine girmesi ise gayet mümkün. Sağlamlığını arttırmak ya da ısıya dayanıklı hale getirmek için karışımına onlarca kimyasal madde katılan plastiklerin doku, organ ve hücrelerimize ulaşmasının ne gibi sonuçlar doğuracağını az çok tahmin edebiliriz sanırım.
    

Her yıl artan miktarda plastik vb. ürünlerden oluşan çöp yığınları üretiyor, bu çöp yığınlarını sağlıklı şekilde ayrıştırıp geri dönüşüme çeviremiyor, üstüne başka ülkelerden de çöp ithal ediyoruz. Marketlerde paralı poşet kullanımı gündeme geldiğindeyse huzursuzlanıyoruz. Oysa konforumuzdan biraz taviz vererek eski günlere dönüp yanımızda bez torba, pazar çantası, file ve benzeri şeyleri taşımaktan rahatsız oluyoruz. Çünkü insanoğlu olarak biz dünyanın bize sundukları karşısında ne yazık ki bir çocuk gibi şımardık.

YORUM EKLE

banner650

banner826