banner1365

banner1469

banner1345

banner1480

22.01.2020, 08:31

Milli Kültürümüze Neden Sahip Çıkmalıyız?

/ Prof. Dr. Bekir ŞİŞMAN

Kültür bir milletin geçmişidir, mevcut hâlidir, geleceğe aktarma iradesi gösterdiği müktesebatıdır. Bir yönüyle kültür bellektir, mirastır ve farkındalıktır. Yine insan beyninin ürettiği her şeydir. Bu her şeyin içerisine maddi ve manevi olan bütün değerler girer. Kültürlerin sentezi medeniyetleri meydana getirir. Örneğin Alman, Fransız, İngiliz vs. kültürleri Batı medeniyetini inşa etmiştir. İslam toplumlarının meydana getirdiği kültürel değerler toplamı ise Türk-İslâm Medeniyeti olarak ifade edilir. Türk toplulukları ve devletlerinin tarih içerisinde ortaya koydukları bütün değerler ve eserler Türk medeniyetini ihtiva eder.

Ziya Gökalp, Kültür ve Medeniyeti; Hars ve Medeniyet şeklinde ifade eder. Onun yaklaşımına göre hars kavramı yaygın olarak kültürden ziyade milli kültürü ifade etmektedir. Hars ve Medeniyet adlı eserinde Gökalp, kültürü yani harsı usulle yapılmayan, taklitle başka milletlerden alınmayan, milli, dini, ahlaki, lisanî ve insanî duygular olarak tanımlar. Onun tabiriyle medeniyet ise beynelmileldir; fertler tarafından usulle meydana getirilmiş suni bir oluşumdur. Bir yönüyle medeniyet kültürün daha çok maddi boyutunu ihtiva eder. 

Gökalp’in eserinin en önemli meselesi ise yeni bir ulusal kimliğin inşasında izlenmesi gereken yol haritasıdır. Sancılı bir parçalanma döneminin etkisiyle Gökalp, toplumu bir arada tutacak dinamiğin bir öze dönüş, milli olanı hatırlama olduğunu düşünür. Gökalp’e göre bu yeni ve milli yapı, Osmanlı’nın tersine aşırı şarkiyatçılıktan uzak; Türk kültürü ve İslam geleneği ile Batı medeniyetinin harmanlanmasından müteşekkil olmalıdır. Bunu ise; Türkleşmek, İslâmlaşmak ve Muasırlaşmak şeklinde tanımlar.

Milli kültürümüz; bizim genetiğimizde bulunan, geçmişte var olan, bizi ayakta tutan, bizi farklı kılan, bizi kendimiz yapan ve bu milletin fertlerinin ekseriyetinin kabul ettiği, mensubiyet duygusuyla bağlandığı, koruduğu, geleceğe aktardığı değerler bütünüdür. Yani üzerinde mutabakat sağlanmış geleneklerdir, törelerdir, törenlerdir, inançsal değerlerdir. Bugün hayatın içerisinde var olan bazı değerler, -örneğin futbol, basketbol, tenis gibi sporlar; ayaküstü atıştırmalar, apartman hayatı, bilgisayar oyunları, heykeltıraşlık mesleği,  pop müziği, büyük AVM’ler, bale gibi bazı dans gösterileri vs.- mevcut kültürümüzde genel ya da lokal olarak yer almaktadır ve kültürel değişimin en önemli göstergeleridir. Ancak bunların hiç biri milli değildir. Ramazan kültürü, Kurban bayramı; atçılık, okçuluk, güreş ve yüzme gibi spor dalları; hat ve ebru sanatı, klasik Türk müziği, Karagöz, âşıklık geleneği, Nevruz, Hıdırellez, yahni yemeği, aşık oyunu, kopuz (komız), mani nazım şekli, demircilik, bakırcılık, dokumacılık ve urgancılık gibi geleneksel meslekler; gelinin getirdiği çeyiz, kına gecesi eğlencesi, el öpme geleneği vs. ise günümüzde yaşatılsın ya da yaşatılmasın birer milli değerdir, bizim için milli kültürümüzün birer parçasıdır.   

Peki, milli kültürün korunması neden bu kadar önemlidir? Bu sorunun cevabına geçmeden evvel Zeki Kuşoğlu Beyefendinin bir sözünü hatırlatmak isterim: “Milli olmadan milletlerarası olunamaz.” Bizim önce biz olmaya, biz kalmaya, biz olarak yaşamaya ve üretmeye, yabancıları biz olarak karşılamaya ihtiyacımız var. Bunun için milli spor, milli sanat, milli kültür ve kültürel miras diyoruz. Yabancılar bizim karakaşımız-kara gözümüz, için gelmiyor Türkiye’ye. Bize ait bu değerleri görmek için geliyor, ancak biz ısrarla onlara, onlardan ödünç aldığımız değerleri teşhir ediyoruz. Adamlar diyorlar ki, bu bizde zaten var, hatta âlâsı var; siz sizin olanı bize gösterin. Yani bu iş hakikaten bir turistik, bir ekonomik ve endüstriyel yönü de var.

Son yıllarda ekonomiden ziyade kültürel bir kuşatmayla karşı karşıyayız. Ülkemizde yoksullar olabilir. Ancak sizi temin ederim Afrika’daki gibi yoksulluk ve açlıktan ölümler bizde söz konusu olmaz asla. Çünkü bu milletin genetiğinde hayır, hasenat, tasadduk etme, fakiri gözetme, zekât ve sadaka verme kültürü mevcut ve hala canlılığını korumakta. Ancak bu kültürel kuşatma kimliğimizi benliğimizi ruhumuzu öldürebilir, bizi tarihin milletler çöplüğüne itebilir.

Bu nedenle önce dilimize, Türkçemize sahip çıkacağız. Dil beynin dışavurumudur. Beyinde olan dil ile beyan edilir. Beyin ise bilgisayar gibidir; bilgisayara iyi bir şey yüklersen ondan yararlanırsın. Önce beynimizi ve ruhumuzu güzelliklerle donatacağız yani doyuracağız ki, o beyin bu millet için çalışsın, o kalp bu millet için atsın. Bu nedenle yetişmekte olan bir Türk evladının geleneksel çalgı aletlerinden birini (bağlama, ud, tambur, kemençe, ney vs.) çalması, geleneksel Türk-İslam sanatlarından en az biriyle (ebru, hüsnühat, çinicilik, ahşap işçiliği, cam sanatı, tezhip vs) meşgul olması, geleneksel sporlardan birini (okçuluk, güreş, yüzme, binicilik vs.) sürdürmesi musiki ile ilgilenmesi, çok kitap okuması, bazen bir kitabı birden fazla kez okuması onun önce beynini sonra gönlünü besleyecek ve bu millet için hayırlı bir evlat olarak yetişecek. Kalın Sağlıcakla.

Yorumlar (3)
Mehmet BOZKURT 4 hafta önce
Milli kültürümüzün konu edildiği ve milli kültürün ana hatlarının özetlendigi faydalı bir yazı olduğundan dolayı size teşekkür ediyorum hocam elinize sağlık.
Asım Kurumahmut 3 hafta önce
Dil, kültür savunmamızdır. Savunma hattı bozulursa kültür bozulur ve bir milleti millet yapan unsurlar yok olur. Değerli farkındalık uyandıran yazılarınızın daha çok kitleye ulaşarak devam etmesi dileğiyle başarılar diliyorum.
Cemali Demir 3 hafta önce
Kültürü bir milletin kimliğidir. Global , tek bir devlet ve millete doğru giden bir süreçte kültürüne sahip çıkmayan her millet silinip gidecektir.
banner1474
parçalı az bulutlu
Namaz Vakti 17 Şubat 2020
İmsak 05:54
Güneş 07:20
Öğle 12:54
İkindi 15:48
Akşam 18:18
Yatsı 19:38