banner1518

banner1365

banner1526

banner1499

banner1334

banner1324

20.09.2020, 08:04 252

Malının kölesi olanlar...

Koronavirüs,
ne büyük
zenginliklere sahip olduğunu
hatırlattı herkese...
Geçmişte
pek önemsenmeyen
ve çok sıradan
gelen şeylerin
ne kadar 
değerli olduğunu
da...
Arkadaşlarla
keyifli
sohbetleri,
eş-dost ziyaretlerini,
canımızın çektiği
şeyleri lokantada, kafeteryada
ya da
bir çay bahçesinde
ceberrut önlemler olmadan
yiyip içmeyi;
en küçük bir rahatsızlıkta
bile bir sağlık kuruluşuna
gidebilmeyi,
marketlerde
dakikalarca
zevkli alışveriş
yapabilmeyi...
Ve hepsinden öte
korkusuzca 
hayata dokunmayı...
Özlemedik mi?..
"Allah'ın sopası 
yok" i
şte...
Servetleriyle
dünyaları
ayaklarına
getirenlerin,
"Her şeyi satın aldım da Allah'ın bedava verdiği nefesi almaya param yetmedi"
dediğini gördük ya!..

Bir hadisinde, "Ademoğlu malım malım der. Ey ademoğlu, yiyip tükettiğinden, giyip eskittiğinden ya da hayır yoluna harcayarak önden gönderdiğin başka ne malın var ki?"
diyen peygamberimiz; 
"Mal da yalan mülk de
gel biraz da sen oyalan"

diye seslenen
Yunus Emre,
neyi anlatıyor?..
Haydi en yenisinden 
yaşanmış bir örnek verelim...
Yılport Samsunspor A.Ş.
Yönetim Kurulu Başkanı
Yüksel Yıldırım,
beynine pıhtı atması
sonucunda
hastaneye kaldırılmıştı...
Doktoru, "Senin yerinde başkası olsaydı, ölmüştü" deyince; o da
"mucize eseri" kurtulduğunu
ve "Dualar sayesinde yaşadığını"
sosyal medyada paylaştı...
Kim bilir, hangi dua onu
ayakta tutmuştu?..
Hz. Mevlana öyle dememiş miydi?..
"Duasız üşürmüş yürekler bil!
Sana bir dua eden olsun,
Senin de bir dua ettiğin.
Bilemezsin hangi kırık gönlün duasıdır karanlıkları aydınlatan, sana ummadık kapılar açan.
Bilemezsin kimin için ettiğin duadır, seni böyle ayakta tutan."

Yani, "malının kölesi" haline
dönüşerek,
çevresindeki
fakir fukarayı
görmeyenler,
ne demek istediğimi anlamıştır sanırım...
Ders niteliğindeki, öyküyle baş başa bırakıyorum sizleri... 


*     *      *

Şehrin zenginlerinden sayılırdı. Bilgeliğiyle de
en saygındı. Dağarcığındakileri insanlarla paylaşmayı severdi. Özellikle de gençlerle çok ilgilenir, dersler verirdi...
Bir gün ders anlattığı sırada, adamlarından biri içeri girip, "Kötü bir haberim var" dedi ve devam etti:
"Haber aldık ki senin de mallarını taşıyan gemi batmış. Hiçbir mal kurtarılamamış!"

Bilge tüccar, bir an duraklamış, ders kesilmişti. Saniyelerle ifade edilecek bir süre sonra bilgenin yüzünde bir tebessüm oluştu. Böyle bir felaket haberi karşısında, bilgenin hiçbir şey olmamış gibi dersi sürdürmesi ve de tebessüm edebilmesi, öğrencileri şaşırtmıştı.
Aradan bir hafta geçti. Bilge, yine öğrencileriyle birlikte derste. Kapı yine çalındı. İçeri giren adam geçen hafta felaket haberini getirendi. Bu kez, "Müjde" diyerek söze başladı:
-"Gözün aydın! O gemi senin mallarını taşıyan gemi değilmiş. Senin malların sapasağlam limana ulaştı!"
Bilge, yine bir-iki saniye durdu, öğrencileri onun yüzünde yine küçücük bir gülümsemenin patladığını fark etti. Önceki gibi, yine hiçbir şey söylemeden dersine devam etti.
Öğrenciler, iki zıt olay karşısında tebessüm ederek, aynı tepkiyi veren bilgeyi anlayamamıştı. Ders bitiminden sonra, hemen hocalarına bu durumu sordular:
"Geminizin battığı haberine de batmayıp limana ulaştığı haberine de gülümsediniz, neden?"
Bilgenin yanıtı şöyle oldu:
"Geminin battığı, mallarımın denize döküldüğü haberini aldığımda, kalbimi yokladım. Gelip-geçici olan ve mezarın ötesinde bana arkadaşlık etmeyecek dünya malını kaybetmekten dolayı içten içe üzülüyor muyum diye kendime baktım. Kalbimde küçücük de olsa bir üzüntü görmeyince, sevindim ve şükrettim.
Geminin aslında batmadığı ve sağ salim geri döndüğü haberi karşısında; bu defa, dünya malını kazanmaktan dolayı seviniyor muyum diye kalbime baktım. O malı tekrar kazanmaktan dolayı sevinç ve mutluluk göremediğim için yine sevindim ve şükrettim."

*       *       *

Bugününüz dünden daha iyi olsun. Huzurlu ve sağlıklı günler dileğiyle...

Yorumlar (0)