Madencinin Yazgısı

Soma’daki katliamın üzerinden beş yıl geçti.Türkiye Cumhuriyeti’nin en büyük iş cinayetinde 301 maden emekçisi ihmalkarlığın, yetersiz önlemlerin, aşırı kar hırsının kurbanı olarak yerin yüzlerce metre altında yaşama veda etmişti.
Beş yıl geçti ama acılar dinmedi, emekçi aileleri yargıdan çıkan kararla düş kırıklığı yaşadı. Cinayetin
bir numaralı sorumlusunun az hapis yatarak salıverilmesi Türkiye’nin vicdanını incitti.
 Kömür ocağındaki yangında yüzlerce emekçinin yaşamı yitirmesi, geride acılı aileler bırakması,
yürekleri dağlamış, gözyaşları sel olmuştu.
Soma ve hemen ardından Ermenek’teki iş cinayetleri madencilerin çilesini, yoksulluğunu, işsizlikten
çaresizliğini,  denetim eksikliğini, yetersiz önlemleri, bunlara çanak tutan sarı sendikaların
varlığını bir kez daha gündeme taşımıştı. Ne var ki aradan geçen beş yılda ortaya çıkan bu sorunlar
varlığını hala koruyor, iş cinayetleri
günde beş emekçinin canını almaya devam ediyor.
Orhan Veli’nin , ‘’Alnımdaki yüz karası değil kömür karası. Böyle kazanılır ekmek parası’’ diye
tanımladığı maden işçiliği, kömür işçiliği en zor, zor olduğu kadar saygı duyulması gereken mesleklerin
başında geliyor.
Grizu patlamasından göçük altında kalarak yaşamlarını yitirmeleri veya sakat kalmaları maden
işçilerinin yazgısıdır adeta.
Onlar bu yazgıyı, umarsızlıktan, işsizlikten bilerek, kabullenerek inerler yerin yüzlerce metre altındaki
ocaklara, her an göçük altında kalma kaygısı ile ekmek uğruna sallarlar kazmayı. Ölüm riski çok fazla
olsa da başka şansları, seçenekleri yoktur onların kömür işçiliğinden gayrı.
Tek amaçları asgari ücret veya biraz üzerindeki maaşla ailesini geçindirebilmek, muhannete muhtaç
olmadan yaşamlarını sürdürebilmek, çocuklarının geleceğini garanti altına almaktır.
Yerin yüzlerce metre altında tüm gücü ile kazma sallayarak kömür çıkarırlar.
Beklenmedik bir göçük, yangın veya grizu patlaması yaşamlarını sonlandırır, geride gözü yaşlı eş, ana,
baba ve çocuk bırakarak göçerler bu fani dünyadan.
Birlikte çalıştığı arkadaşının cenazesini ocaktan ağlayarak çıkarırlar, dönerler ocağa yine sallarlar
kazmayı.
Soma devlet hastanesinin ön cephesindeki tabelada yazdığı gibi, çileli
maden emekçileri ‘’Bir avuç kömür için, bir ömür, can verirler’’. Madenciler gibi düşük ücretle yaşam
zorluğu çeken, kayıt dışı çalışmaktan sosyal güvenlikten yoksun , taşeron olarak çalışmasından ötürü
kıdem tazminatı ve ücretli izin hakkından yararlanamayan Türk emekçilerinden beşi, her gün cinayete
dönüşen iş kazalarında yaşamını yitiriyor.
Sendikasızlaştırma, taşeronlaştırma, çalışma koşullarının ağırlaştırılması, kayıt dışı istihdam iş
kazalarına davetiye çıkarıyor.
Gazetelerde her gün kadın cinayetleri ve trafik kazalarının yanı sıra iş kazalarında can veren
emekçilerin haberleri eksik olmuyor. İş cinayetleri artık kanıksandı, sıradan bir vaka haline geldi.
Aslında iş kazalarının büyük çoğunluğu önlenebilir nitelikte. Ama
aşırı kar hırsından, yetersiz denetimden, kayıt dışı çalışmadan ötürü canlar gidiyor.

İş kazalarından hiç ders alınmıyor, katı önlem ve denetimler hayata geçirilemiyor. Kömür işçiliği
çalışma yaşamının en zor ve sıkıntılı mesleği.
Her babayiğidin olası tehlikeyi, kazayı, grizu patlamasını göze alamayacağı çileli maden emekçileri, bu
riskleri bile bile yer altında, saatlerce gün yüzü görmeden kazma sallarlar. Ekmek parası uğruna her an
ölüm korkusunu hisseder, bir avuç kömür için can verirler.
Mesai bitiminde eve geldiklerinde aileleri “bugünü de kazasız belasız atlattık” diyerek gizliden gizliye
sevinirler. Çoğunun aldığı maaş asgari ücret, ya da bunun bir miktar üzerindedir. Zonguldak’ta,
Soma’da, Ermenek’te, Yeni Çeltek’te, Kozlu’da ve diğer bölgelerde tek çare olarak sarılırlar işlerine.
Çünkü yapacak başka bir işi, kazanacağı aşı yoktur. İş bulabilenler şanslı sayar kendilerini. Kaçak olsun,
kayıtlı olsun hiç dert edinmeden “ iş bulabildik” diye sevinerek inerler ocağa. Madencilik onlarla
özdeşleşmiş, ayrılmaz bir ikili oluşmuştur. Mecburdurlar evin geçimini sağlamağa, çocuğunun
nafakasını çıkarmaya. Onların aldığı para katıksız alın terinin karşılığıdır.
Bu denli zor koşullarda özveriyle çalışan kömür emekçileri çoğu zaman ücretini ya zamanında, ya da
eksik alır. Hakkı, emeği ödenmeyecek kadar değerli olmasına karşın özellikle kaçak ocak çalıştıran
işverenler, uyanıklık yapıp ücretlerini vermez, mağdur eder onları. Madencilerin, kömür emekçilerinin
düzeltilmeyen çalışma koşulları, ücretlerinin ödenmemesi veya eksik ödenmesi, kayıt dışı çalıştırılma
gibi sorunlar yasalara karşın hala çözüm bekliyor, önlenemiyor.
Soma’da 301 işçinin yaşamını yitirdiği iş cinayetinin ardından, hayata geçirilen yasal düzenlemelerin
bazı işverenler tarafından uygulanmadığı sendikalar tarafından açıklanmıştı.
Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) 167, 176  ve 187 sayılı sözleşmeleri 20 yıl sonra kabul
edilmesine karşın denetimlerin yine savsaklanıyor, kaçak işyerlerinin hala faaliyette olduğu, kural dışı
fazla mesainin yaptırıldığı belirtiliyor. Açıklamalar, ocaklarda hala eski düzenin sürdüğünü, tehlikenin
devam ettiğini, en önemlisi ücretlerin aksadığını ortaya koyuyor.
Yasaların kesintisiz uygulanması, denetimlerin hakkıyla yerine getirilmesi gerekmez mi? Türkiye’yi
Avrupa şampiyonluğuna taşıyan iş cinayetlerinin en çok meydana geldiği kaçak maden ocaklarının,
kayıt dışı işçi çalıştırmanın üzerine kararlı şekilde gidilmesi gerekmez mi? Ölümle her an burun buruna
olan kömür işçiliği en zor ve saygı duyulması gereken meslektir. Onların hakkı düşük ücretlerle
ödenemez. Yazık bu gariban, üç beş kuruşa çalışan kömür işçilerine.
 

YORUM EKLE

banner1313

banner1312