banner1365

banner1469

banner1345

banner1468

banner1397
28.03.2019, 08:55

M. Öcal Oğuz; Paldır Kültür Kentleşmeler

Bu haftaki yazımı Prof. Dr. M. Öcal Oğuz’un "Paldır Kültür Kentleşmeler" kitabına ayırdım. 160 sayfa tutarındaki bu çalışma içerik olarak oldukça hacimli. Cumhuriyet tarihinin en önemli sorunsalı olan kentleşme ve modernleşme kıskacındaki Türk kültürünü, aileyi, evi, sokağı, çarşıyı anlatıyor; tehditler ve fırsatlar hakkında bilgiler sunuyor. Eser daha çok yeni; 2019 basımı. Geleneksel Yayıncılık tarafından sunulmuş okurlarına.

Kitabın yazarı Prof. Dr. M. Öcal Oğuz, Hacı Bayram Veli Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Türk Halk Bilimi Bölüm Başkanı. Aynı zamanda UNESCO Türkiye Milli Komisyonu Başkanı. Dolayısıyla bir diplomat ve kültür elçisi. Hacettepe Üniversitesinden de doktora tez danışmanım. Prof. Dr. M. Öcal Oğuz son yıllarda Türk Halk Bilimi alanında yaptığı çalışmalarla, özellikle de Somut Olmayan Kültürel Miras, Uygulamalı Halk Bilimi ve Yaşayan Müze gibi konularda yaptığı hem zihin hem de ön açıcı faaliyetleriyle dikkat çeken bir insan, bir değer. Kitabından bazı pasajları sizlerle paylaşmam kitabın içeriği ve katma değeri hakkında bir kanaat verir zannımca:

Yazar öncelikle kitabı yazış amacını şu cümlelerle ifade ediyor: “Yeni Kent olarak nitelediğim hızlı ve kontrolsüz kentleşme süreçlerinde ihmal edilen, unutulan veya gereksiz görülen kültür unsurlarını gündeme ve güncele taşımak, ‘kimlik ve aidiyet’ ve ‘sürdürülebilir kalkınma’ için taşıdığını düşündüğüm önemi vurgulamak ve uygulamalı halk biliminin sağladığı bakış açısıyla sorunlu gördüğüm alanlara dikkat çekmek istedim.” (s. 3)

Kitapta ‘Apartmankondu’ alt başlığıyla verilen bölümde şu bilgilere yer verilmektedir: “Fransızcadan ödünçlenen ‘apartman’ sözcüğü geldiği dilde Türkçe karşılığıyla apartman değil, ‘daire’ anlamındadır. Türkçede ise dairelerden oluşan ‘(yüksek) bina’ anlamında kullanılmaktadır… Apartman, Türk kültür hayatına daha çok gayri Müslimlerin oturduğu Beyoğlu’nun, ideal bir yaşama merkezi haline geldiği modernleşme süreçlerinde girdi. Yalıları, konakları ve köşkleri yok pahasına elden çıkaran mirasyediler, Beyoğlu’nda kiraladıkları bir apartman dairesiyle modern yaşama koştular. Bir dönemin Türk romanı bu yaşantıların öyküsü olarak okunabilir. Bu dönem Türk insanında apartman, eskiden yeniye, gelenekselden moderne, toplumsaldan bireysele; sonuç olarak çağa ve özgürlüğe koşuşun sembolü oldu… (s. 26-27)

‘Komşu’ alt başlığıyla sunulan bölümde ise şu serzenişte bulunur yazar: “Borçlanmanın kredi kartıyla yapıldığı ve kimsenin kimseden artık borç para istemediği, evde olmayan her şeyin bir telefonla ve kısa sürede kuryelerle ulaştırıldığı ve komşuya tuza gaza veya bir tutam maydanoza gidilmediği; cenazen olsa ağıtçıların bile parayla hizmet verdiği, bedelini ödediğin sürece gazın duvardaki borudan geldiği, ocağı otomatik çakmakların yaktığı, kısacası her şeyin ücreti mukabilinde kolayca temin edildiği bu kültürde ‘komşu komşunun külüne muhtaçtır’ atasözü, kim için ne anlam ifade etmektedir?... Şurası bir gerçektir ki, büyük apartmanlar ve rezidanslarda yaşayanlar ‘kapı komşu’ oluyorlar ama çoğu durumda aynı katta oturanlarla bile görüşmüyorlar ve dolayısıyla aynı katta ve bir adım kadar yakınlarındaki komşu evlerini bile ‘ komşu kapısı’ yapamıyorlar.” (s. 33)

‘Hazıra Gülmek’ alt başlığıyla sunulan bölümde ise eski konuşma mekânlarının, kültür aktarım ortamlarının ve kültür aktarıcılarının yavaş yavaş kaybolduğuna işaret edercesine şunlar ifade edilmektedir: “Eski köyde veya eski kentte odalar, kahvehaneler, konaklar, meclisler, imeceler, bayramlar, düğünler, şölenler, törenler önemli buluşma, görüşme ve sohbet ortamlarını oluştururdu. Oralarda vakit, sadece hikmetli sözler, alınacak dersler ve verilecek nasihatler ekseninde geçirilmezdi. Bu mekânlar aynı zamanda arifleri, mukallitleri, şakacıları, fıkracıları dinleme ve onların güldürme zekâ ve yeteneklerinden istifade etme fırsatları da yaratırdı. Laf lafı açar, laf ustaları taşı gediğine koyar; latife latif gerek denilerek yarenlik edilir ve saatlerce süren böylesi ‘tatlı’ sohbetlere o nedenle ‘muhabbet’ denirdi.” (s. 85)

alt başlığı ile verilen bölümde ise biraz da iş hayatındaki bozulmalara gönderme yapılarak mevcut durumdan şikâyetçi olunur: “İş yerlerinde, devlet dairelerinde, STK’larda, sağımız solumuz, astımız üstümüz ‘eğitimli’ insanlarla doldu çok şükür! Ancak birinden bir şey isterken, hak ararken, sokakta çalışırken veya trafikte seyrederken, ak pürçekli ninenin ‘okumuşsun amma adam olamamışsın dediği’ cinsten bir ‘cahillik’ sarmalı içinde öfkeli, depresif, sabırsız, saygısız, sevgisiz, selamsız, hoşgörüsüz, tebessümüz, özgüvensiz ve acımasız hâle geldik. Küçük bir göz teması ve tebessümlü bir yüz ifadesiyle çözülebilir olan ve ‘incir çekirdeğini doldurmayan’ pek çok teferruattan konu için kırıp döküyor, yakıp yıkıyor, öldürüp ölüyoruz.” (s. 107)

Sevgili dostlar, söz burada bitmesin; siz en iyisi kitabın tamamını okuyun!

Yorumlar (2)
Cemali Demir 8 ay önce
Çok güzel bir inceleme yazısı olmuş. Kaybolunca değerini anladığımız kültürel ögelerimize temas eden, bir solukta okunan bir yazı. Gerek kitabın yazarı M. Öcal Oguz hocamızın gerekse sizin emeğinize , yüreğinize sağlık.
Mehmet BOZKURT 8 ay önce
Hocam, çok önemli konuları bizlere naklediyorsunuz.
banner1381
18°
kapalı
Namaz Vakti 14 Kasım 2019
İmsak 05:47
Güneş 07:15
Öğle 12:24
İkindi 14:59
Akşam 17:23
Yatsı 18:46