banner1313

banner1300

banner1334

banner1337

08.07.2019, 09:02

Kuyudaki su

Yeni dünya düzeninde özgür olmak, herkesin hayata bakış açısına göre değişen bir kavram olarak çıkıyor karşımıza. Kimi çalışarak, kimi bilgisayar başında, kimi rutini karşı durarak, kimi “organik” yaşıyor özgürlüğünü.

Herkesin bir mücadelesi var. Hatta mücadele etmeyeceğim diyenin bile. Zaman hızla akıp giderken bazen hepimizde yaşadıklarımızı ve yaptıklarımızı sorgulama ihtiyacı doğuyor. Bunu en umursamaz dediğimiz insan bile yapıyor.

Herkes kendi doğrularının peşinde. Herkesin doğrusu kendini de bağlamıyor üstelik. Hayat kendini tamamlama sürecini hızla devam ettirirken, asla geriye dönüp bakmıyor. Sen geriye dönüp bakarsan adı pişmanlık oluyor.

Herkes kendi vicdanı kadar hür. Sınırlar var etrafımızı çeviren. Sınırları aşmak her ne kadar cazip gelsede, kurallar var sanki parçamız olmuşcasına. Hiç kimse kendini yeterince güçlü hissedemiyor. Bir an geliyor, en güçlü olduğumuzu sandığımız yer bir de bakıyoruz ki en zayıf olduğumuz yer oluveriyor.

Prensipler ve ilkeler koyuyoruz ilk olarak kendimiz yıkıp esnettiğimiz. Lafa gelince mangalda bırak közü kül bile bırakmıyoruz. Hayallerimizi bile satılağa çıkarmışlığımız da oluyor çoğu zaman, bir de otorite gördükleri karşısında eğilip büzülenler var ki, onların durumu çok daha vahim.

Önceden mevsimler değişiyor dediğimizde yaz gelirdi akla, kış, sonbahar ve ilkbahar. Şimsi ise mevsimler değişiyor dediğimizde küresel ısınma geliyor akla. Ne yaz yaz gibi, ne de kışlar kış gibi. Sebebi ise yine biziz, yoksa ne yağmur yağmaktan, ne rüzgar esmekten ne de güneş doğmaktan vazgeçmedi.

Mevsimler değişmiyor artık, insanlar o kadar değişti ki, mevsimler bile buna karşı duramıyor. Karadeniz insanı olarak biz aynı gün hatta bazen aynı saatte dört mevsimi yaşamaya alışkınız ama bu durumu hayatımıza mümkün mertebe aksettirmemeye çalışırız.

Yoksa on dakika önce dostluktan, arkadaşlıktan, paylaşımdan, omuz omuza olmaktan bahsedip, on dakika sonra tam tersini yansıtmak sadece adamlığa değil insanlığa da sığmaz. Mevsimler söz vermez mesela. Bazen sıcak bazen soğuk, bazen yağmur bazen kar. İki dakika önce fırtına, iki dakika sonra güneşle gelir dünyamıza.

O yüzden derler ya hani ‘Bu memleketin havasına güven olmaz’ diye. Bize hiçbir sözü olmayan hava şarları yüzünden güven kaybı yaşarken, verdiği sözler hep askıda kalan insanlara ne demeli. Mevsime bile güven olmuyorken, aynada kendine verdiği sözü bile tutmayana ne demeli. O yüzden söz veren yürekten, sözünden dönen özünden kaybeder.

Başkalarını aşağıya çekerek ele güne kendini haklı çıkarmanın peşinde olanlar, kendi kuyularında suyun bittiğini fark bile etmezler. Su bu hayattır ama çok olunca adı seldir, felakettir.

Kendi kuyusundaki su için, başkalarının felaketi olmayı göze alanlar, Hz Yusuf’un kalbi gibi değilse yürekleri, yudum yudum boğulurlar.

Yorumlar (1)
zehra kara 2 ay önce
çok güzel yazı elinize yüreğinize sağlık..