Atakum’da Hasan Ali Yücel Gençlik Merkezi’nde 11 Mayıs-17 Mayıs arasında “Amcam Şadi Dinççağ” adlı karikatür sergisi açtım.
Karikatür sanatı, ülkemizde de, ilimizde de pek kaale alınmayan bir sanat dalıdır. Samsun’da son on beş yıl içerisinde üçe yakın karikatür sergisi açtım. Gezen, ilgilenen sayısı o kadar az ki, verdiğimiz emeğe değmez. Ama asla pişman değilim; sanatın ve sanatçının insani yönümüz olduğunu, herkesin sanatı takip etmek, sanatla ilgilenmek gibi bir mecburiyetinin olmadığını biliyorum.
Sergide afişte bir slogan kullandım: “Sanat uygarlığın imzasıdır.” Daha kültürel düzeyde çok üst seviyelere ulaşabilmiş bir toplum olmadığımız kesin. İbrahim Tatlıses’in sanatçı, Hülya Avşar’ın kutsandığı, müzik dersinin, resim dersinin angarya saatler olarak görüldüğü bir ülkede; Van Gogh, Mozart, Antoni Gaudi çıkmaz elbette. Ama bir toplumun tarihsel süreç içinde ürettiği, kuşaktan kuşağa aktardığı dil, din, gelenek, sanat, inançlar, yaşam biçimi gibi tüm maddi ve manevi değerlerin bütününe kültür adı veriyoruz. Toplumlar; ekonomisi, sanayisi, bilgisi ve eğitimi yanında kültürü de gelişmiş ise dünya liginde değer buluyorlar. Dünyanın metropolü sayılan Paris, Londra, Berlin, Moskova, Roma kültürel yönden de gelişmiş ve hatırı sayılır kültürel aktivitelerin olduğu gözde mekanlardır. Gelişmişlik budur.
Toplumsal kimliği oluşturan ve bireyleri bir arada tutan ortak paydayı ifade eden kültür, insanın doğal çevreye kattığı anlam ve becerilerin yansımasıdır.
Acayip olaylar oluyor; baba evladını vuruyor, damat kaynanası ile kaçıyor, hırsızlığı alkışlıyoruz, mafyatik ilişkiler toplumdan aferin alıyor, okumuş insan ile alay ediliyor, emek vermeden kazanç yolları aranıyor, kapkaç kültürü rağbette… Daha ne olsun… Yaşananlar genç kuşaklarda normal ve kabul edilebilir bir değer silsilesi olarak yavaş yavaş yerleşiyor.
Sanatın, kültürün es geçildiği, “Aman sen de, sanat da neymiş” kolaycılığı insanları böyle dar bir patikaya sürüklüyor. Değerler aşınıyor, insanların bir kısmı şikayet ediyor ama sadece lafta… İnsanların bir kısmı çok da rahatsız değil; nasıl ve ne şekilde ben de çürümüşlüklerin katacağı faydadan nemalanabilirim derdinde… Bahis oynuyor, evladını torpil ile bir yerlere yerleştirmenin ince hesaplarını yapıyor… Kısaca yaşananları içselleştirebilmek peşinde… Becerebilse komşusu ile anlaşmazlığını bilinen bir mafya lideri ile çözmeyi düşünüyor.
Nereden nereye geldik… Toplumsal hayatımızı şekillendirecek bir tiyatro oyunu, müzik zevkimize katkı sağlayacak bir klasik müzik konseri, plastik sanatlar, estetik değeri yüksek bir tablo, düşündüren bir karikatür neredeyse yok… Olanların da üreticileri sanatçılar mutsuz. Değer görmüyor, desteklenmiyor… Kısacası ülkede sanat yetim, sanatçı pişman, sanatı da kaale alan yok.
Şadi Dinççağ, 1919 Samsun Bafra doğumlu. İnşaat Yüksek Mühendisi. Skopje, Ljubljana, Sarajevo, Marostika, Tolentino, Bordighera, Gabrova, Montreal, Ottawa, Knokke-Heist karikatür sergilerinde ödül almış. 50 kuşağının, sözsüz karikatürün ustalarından.
Ülkemizde Akbaba, Şaka, Sinemagazin, Yıldız, Tef, Dolmuş karikatür dergilerinde karikatürleri yayınlanmış. 1973 yılında Sarajevo’da Jüri Özel Ödülü, 1974 yılında Skopje’de 6’ncı Uluslararası Karikatür Yarışması’nda altın plaket alarak birincilik ödülü kazanmıştır. 1983 yılında vefat etmiştir.
Unutulmuş bir kültür adamını hatırlatmaya çalıştık.