banner664

Kızılelma

Nereye Gidiyorsun?

Kızılelma’ya!

Ailene bir mesajın var mı?

Beklemesinler…

Nice yazar, şair geldi geçti de bir mesaj verebilmek, bir sada bırakabilmek için şu alemde, sayfalarca yazdılar, yazıp yazıp sildiler lakin iki kelime ile bir kitap yazabileni bir daha görür mü şu dünya bilinmez…

*

               

İlk Türkçe sözlüklerden sayılan Endülüslü Ebu Hayyan'ın Lisânü'l'Etrâk'inde 'ülkü' kelimesi 'el'kasdü'l'mütebâid' diye açıklanmış,

Türkçesi mi?

“Yaklaştıkça uzaklaşan ideal!”

Tarihi kaynaklar bu kelimedeki kızıl kelimesinin bir renk ifadesi olmayıp, altın anlamında kullanıldığını yazar. Hatta Oğuz Tarihi kaynaklarında, Türklerin cihan hâkimiyetini temsil eden som altından yapılmış kızıl renkli altın bir yuvarlak yahut top olarak tahayyül edilmektedir. Oğuz Kağan’ın kurduğu çadırının iki tarafına dikilen direklerin uçlarında birer altın top asılı olduğu söylenir.

Bir metadan ayrı olarak yüksek anlam ifade eden Kızılelma, Türk Milletinin tarihi ülkülerini simgeleyen bir kavramdır. Her dönemin kültürü ve gerekliliklerine göre isimlendirilir, belirli bir şey veya yer değil, soyut bir ifade soyut bir hedef taşır.

Hedefe ulaşıldığında Kızılelma ele geçirilmiş olmaz; bu kere daha ileriye ve yine belirli bir yere geçer.

Türk tarihinde Hunlardan başlayarak bir dünya devleti olma ve yeryüzüne düzen verme ülküsünün tezahür ettiği görülür ki bu ülkü İslamlaşmanın ardından “İ'la-yı Kelimetullah” adını almıştır. Türk Hakanları ‘Güneş bayrağımız, Gökyüzü çadırımız’ derken bu egemenlik ülküsünü dile getirmişlerdir.

Eski Türklerin Pekin şehrine Kızılelma dedikleri söylenir. Daha sonra gözünü batıya diken Türk Hakanlarının Kızılelma olarak Hazar Kağanının otağının tepesindeki tuğu işaret ettikleri yazılagelmiştir.  Sultan Alparslan’ın Kızılelma’sı Anadolu toprakları olurken, Sultan Selahaddin’in Kızılelma olarak kutlu belde Kudüs’ü gördüğü malumdur.

Çeşitli tarihlerde İstanbul'u ziyaret eden Müslüman gezginler ve coğrafyacılar Ayasofya önünde Justinianus heykelini görmüş ve sol elinde parlayan kızıl küreden söz etmişlerdir. Zamanla şifahî kültüre mal olan ve elmaya benzetildiği için Kızılelma adıyla anılan bu küre, Prof. Dr. Osman Turan'a göre, Osmanlı devrinde Türk Cihan Hâkimiyeti Mefkûresi’nin sembolü haline gelir. Artık öncelikli hedef, Kostantiniyye Kızılelması’dır. Fetihten sonra, Kızılelma, Roma'da, Saint Pierre Kilisesi'nin kubbesinde tasavvur edilecek (Rimpapa Kızılelması) ve bilindiği gibi, Fâtih, saltanatının sonlarına doğru İtalya'ya yönelecektir. Gedik Ahmet Paşa'nın Otranto'ya çıkışını Yahya Kemal bir gazelinde şöyle anlatır:

Çıktı Otranto'ya pür'velvele Ahmed Paşa

Tuğlar varsa gerektir Kızılelma'ya kadar!

Lakin Tuğlar Kızılelma’ya varamamış, Sultan Fatih’in vefatı bu hamleyi yarıda bırakmıştır. Rivayete göre, Kanuni, zaman zaman yeniçeri kışlalarını ziyaret eder, ayrılırken de gönüllerini almak için 'Kızılelma’da buluşuruz!' der imiş.

Yeniçeriler ise sefer heyecanlarını asırlar boyunca gülbanklarında şöyle ifade etmişlerdir: “Destiye kurşun atar, keçeye kılıç çalar, Kızılelma’ya dek gideriz!”

Büyük tarihçilerimizden İbrahim Kafesoğlu, Kızılelma’yı Türk Milletinin üstlendiği insani görev olarak açıklar:

“Kızılelma cihanın her köşesine adalet götürmek ve milletleri belli bir medeniyet seviyesinde eşitliğe dayanan bir hukuk sistemine bağlayarak saadete ulaştırmak mefkûresidir.”

Kanımca, Kızılelma’nın en güzel ifadesi Yavuz Sultan Selim’e atfedilen şu sözlerdeki kutlu manada saklıdır:

“Ölürsek cennet bizim, kalırsak devlet bizim!”

YORUM EKLE

banner650

banner823