Ev sahibi ile kiracı arasında tahliye taahhütnamesi nedeniyle başlayan uyuşmazlık mahkemeye taşındı. Kiracı, belgenin kira sözleşmesiyle birlikte ve tarih bölümleri boş bırakılarak imzalatıldığını ileri sürdü. İlk derece mahkemesi ise kiracının itirazını yerinde bulmadı ve taşınmazın tahliyesine karar verdi.
İSTİNAF BAŞVURUSU REDDEDİLDİ
Dosya daha sonra İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 35. Hukuk Dairesi’ne taşındı. İstinaf mahkemesi, ilk derece mahkemesinin tahliye kararında hukuka aykırılık bulunmadığı değerlendirmesiyle kiracının başvurusunu esastan reddetti. Benzer Yargıtay kararlarında da imzası kabul edilen tahliye taahhütnamesindeki tarihlerin sonradan doldurulduğu iddiasının tek başına belgeyi geçersiz hale getirmediği, anlaşmaya aykırı doldurulduğu yönündeki iddianın ispatlanması gerektiği belirtiliyor.
“TARİHLER BOŞKEN İMZALANDI” SAVUNMASI
Kiracı tarafı, tahliye taahhütnamesinin kira sözleşmesiyle aynı anda imzalatıldığını ve tarihlerin daha sonra doldurulduğunu savundu. Ancak bu iddiayı destekleyen yazılı bir delilin dosyaya sunulamaması karar açısından belirleyici oldu. Yargıtay’ın yerleşik yaklaşımında da boş bırakılan tarihlerin sonradan doldurulması tek başına geçersizlik nedeni sayılmıyor. Kiracının, belgenin anlaşmaya aykırı şekilde tamamlandığını ispatlaması gerekiyor.
TAHLİYE TAAHHÜDÜNDE HANGİ ŞARTLAR ARANIYOR?
Türk Borçlar Kanunu kapsamında tahliye taahhüdünün yazılı olması, kiralananın tesliminden sonra verilmesi ve taşınmazın boşaltılacağı tarihin belirlenmiş olması önem taşıyor. Kira ilişkisinin kurulmasından önce veya kiralananın tesliminden önce alınan tahliye taahhütleri ise kiracının serbest iradesi yönünden ayrıca değerlendiriliyor. Somut olayda ise kiracı, belgenin kira sözleşmesiyle birlikte alındığını ileri sürmesine rağmen bu iddiasını yazılı delille kanıtlayamadı.
TAHLİYE KARARI GEÇERLİ KALDI
İstinaf mahkemesinin başvuruyu reddetmesiyle ilk derece mahkemesinin tahliye kararı geçerliliğini korudu. Karar, özellikle tarih bölümleri boş bırakılarak imzalanan tahliye taahhütnamelerinde, belgenin sonradan doldurulduğu iddiasının tek başına yeterli olmayabileceğini bir kez daha gündeme taşıdı.








