Kentlilik üzerine…

Kentler insanların taşraya göre çok daha yoğunlukla bir arada yaşadıkları alanlardır. Bu biraradalık pek çok sorunu beraberinde getirir. Aynı zamanda bu birliktelik kendinden kaynaklanan sorunların çözümüne önemli bir kaynak olma rolü de üstlenir. Ortak yaşamın getirdiği sorunlar genellikle ortaklık etmekten değil bir arada yaşamanın getirdiği sorunlara kör, duyarsız ya da kendini sorumsuz hissetmekten kaynaklanır.

Kentlileşme ise; kendi yaşadığı çevreyi daha iyi görebilmek, tanıyabilmek, değerlendirebilmek, sorgulayabilmek, yapılan yanlışlara karşı tepki gösterebilmek ve sorumluluk hissedebilmektir. İçinde bulunduğu çevreyi sahiplenmek ve ona saygı göstermektir.

Bu bağlamda kendi yaşam alanlarında betonlaşmaya, yeşil alanların, nefes alınacak ormanların, ağaçların, kumsalın, denizin, derelerin yok edilmesine ilgi yoksunluğu içinde ses çıkaramayan, ya da bundan duyduğu rahatsızlığı ifade etmekten çekinen bir toplum kent tabelalarının belirlediği sınırlar içinde yaşamakla birlikte kentli olmaktan çok uzaktır.

Diğer taraftan betonlaşmayı kentleşme olarak algılayan, yaşadığı kentin gelecek planından bihaber ya da ona karşı kayıtsız olanların dünya ile olan ilişkileri enine boyuna sorgulanmalıdır.

Günümüz koşullarının getirdiği mevcut iklimin; çevresinde olanların farkında olup da sessiz kalan, duygularını, düşüncelerini ifade etmeye cesaret bulamayan, fısıltıyla anlaşmaya çalışan yeni bir sosyal yapıyı türettiğini gözlemliyoruz.

Kentleşmeden çok uzakta, talan düzenine mahkûm sahipsiz toprak parçaları haline gelen kentlerimiz, basiretsiz yöneticilerin yanında mevcut iklimin türettiği bilinç yoksunu ve cesaretsiz kitleler sayesinde bu hale gelmişlerdir.

Ancak bir kentin tümünün bilinç yoksunu çaresiz cesaretsizlerle dolu olduğunu söylemek mümkün değil. Diğer taraftan bu kitlelerin hep böyle kalacağını düşünmek de en büyük yanılgı olur.  En cahilinin en ilgisizin bile çevresinde olan bitenin farkına varacağı bir gün, en korkağının bile haykıracağı bir zaman elbette gelecektir.

Bütün mesele; o zamana kadar,  Cumhuriyetle birlikte hayatımıza giren ve bugüne değin edindiğimiz uygarca yaşamın öğreti ve deneyimlerinin toplumda hala karşılığı olan izlerinin silinmemesidir.

Kentleşme meselesinin çok eskiden gelip de çokça tartışılan sorun boyutunun ötesinde bugün “olmak ya da olmamak” gibi acil müdahale gerektiren bir sorunu vardır.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner650

banner801