Yalnız değilsin, milyarlarcası geçti senin geçtiğin bu dikenli, taşlı ve sallantılı köprüden. Yüzleri, elleri çizik; dizleri, ayakları yara bere içinde. Yüreği darbe üstüne darbe almış. Sen şimdi diyorsun ki “Yeter artık! Ben romanlarla, şiirlerle, öykülerle yaşayayım. Dört yanımı sarsın hepsi ve kurtulayım, unutayım bu dünyanın yeknesak dönüşlerinden.”

            Öyle kolay değil, onu söyleyeyim. Senden binlerce sene öncesinden başladı bu mücadele. Belki milyarlar bile ifade etmez kaç kişinin aynı acıyı yüreğinde taşıdığını anlatabilmeye.

 Kimisi tutunamadı, kimisi ateşini soldurdu, kimisi de tepkisini göstermek için yabancı olduğunu ilan etti tüm insanlığa. Ama hepsi de paşa paşa bu acıya katlandı. Uçsuz bucaksız yeryüzündeyken sınırlarla kuşatılmak… Çekeceksin, mecbur. Ayağını “evim” dediğin yerden dışarı atar atmaz duvarlar örecekler etrafına. Hele de kadınsan… Oraya gitme! Buraya oturma! Şununla konuşma! Bununla görüşme! Hepsi emir kipinin olumsuzuyla biten cümleler… Ne de güzel dizilir peş peşe.

            Acımasız bir tablo, biliyorum. Etrafını saran bunca olumsuz emirin dışında bir de “meli, malı” larla seni kendine benzetmeye çalışırlar. Çünkü sen onlara benzemezsen, büyük bir tehdit olursun, tüm sıkıcılıkları ortalara dökülür. Kendi olamadıklarını sen olma diye yakın markajdalar anlayacağın.

            Oysa sen, sadece kendin olmak, mutlu olduğun gibi yaşamak istiyorsun. Kimselere de zararın yok üstelik. Sen böyle sanıyorsun. Tahmin edemeyeceğin kadar zarar verebilirsin onlara. Asla sahip olamayacakları özgüven senin göğsünde ışıl ışıl parlıyor. Yanından yörenden geçerlerken gözleri kör olabilir maazallah. Kendilerini güvende hissettikleri, sığındıkları biricik mekanlarını yer ile yeksan ediyorsun üstelik: Tekdüze rutinleri. Sen bu çizginin dışına her çıktığında, başka renkli dünyaların varlığını onlara gösterdiğinde, dünyaları kökünden çatırdıyor.

            Ve en önemlisi de kimin ne dediğini umursamıyor ve bildiğini okuyorsun ya! Hah, işte. Seni kontrol edemiyorlar. İlkçağdan beri insanların en büyük açmazı bu. Başkalarını kontrol etme merakı. Belki de anlamadığın bu! Kasıtlı bir kötülük değil onlarınki. Sadece içlerinde taşıdıkları korkunun titrek elleri.

Senin sıra dışılığına tahammülsüzlükleri, kendi olamamışlıklarını gözler önüne sermenden kaynaklanıyor. Sen de bunu kasıtlı yapmıyorsun tabi. Tek bir şey istiyorsun “Bildiğin gibi mutlu olmak.” Onların kabusu da bu. Herkes bildiği gibi mutlu olursa, onlar bütün gün ne ile uğraşacaklar? Zamanlarını başkalarını yargılamakla geçiren insanlar için ne büyük bir eziyet.

            Etrafına şöyle bir dön, bak. İnsanların büyük çoğunluğu hangi konularla meşgul. Kalbin dayanabilirse tabi.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner650