KAZANÇ HELAL OLMAYINCA  HESABI ZOR OLUR…

Abone Ol

Bütün dinlerde ve ahlak sistemlerinde yasak ve serbest olan davranışlar vardır. Semavi dinlerin sonuncusu ve en mükemmeli olan İslam dini de toplumun huzuru ve mutluluğu için bazı yasaklar ve serbestlikler getirmiştir. Dini literatürde, buna haram ve helal tabiri kullanılmaktadır... Helal kelimesi “meşru, mubah, yapılması dinen serbest olan, dinin kurallarına aykırı olmayan” gibi anlamlara gelmektedir.1 Belki de gündelik söz dağarcığımızın en işlek kelimelerinden biri olan helal, daha çok ‘lokma’ ve ‘Kazanç’la birlikte söz grubu oluşturmuş, ‘helal lokma’ veya ‘helal kazanç’ bir tabir olarak dilimize girmiştir. Sadece lisan olarak dilimize değil, gönlümüze de nüfuz etmiştir.2 Bu kavramlar halkımız arasında sık sık kullanılarak, bilinçaltımızda bir amaç-değer olarak daima durur. Kişinin helal kazançla rızkını temin etmesi, aile bireylerinin helal kazançla gıdalanması, bireyin iyi ve hayırlı insan olup olmamasında, huzurlu aile ortamının oluşmasında belirleyici konumdadır.3 Bu yüzden aile bireylerinin helal gıda ile beslenmiş olmaları, çok önemlidir. Öyle ki, insanoğlunun ilk sınavı da helal lokma ile olmuştur. Buradan hareketle, çocuklarımıza verebileceğimiz en güzel hediye, helal kazançtan elde edilen helal lokmadır. Esasen bütün nebiler, resuller ve onların vârisi olan âlimler-ârifler, bunu vasiyet etmişlerdir.9 Allah’a kul olabilmek, ibadetleri hakkıyla yerine getirmek ve mutlu bir hayat yaşayabilmek için, kazancın mutlaka helal olması gerekir. Nasıl ki, hakiki bal kıymetli ve şifalı ise, saf helal olan rızık da öyledir. Aile fertlerinin temiz yetişmesinde kazancın büyük etkisi vardır. Helal kazanç, aile fertleri açısından hamur için sağlam bir maya gibidir. Allah’ın kendisine helal kıldığı bir şeyi haram saymazsa, haram kılınan bir şeyi de -zaruret dışında helal yahut mubah saymaz. Nitekim “haram yiyip duranları, haram kazanç elde edenleri” sert bir dille eleştiren Yüce Allah, insanlara şöyle seslenir: “Ey insanlar! Bütün yeryüzündeki nimetlerimden helal olmak, temiz olmak şartıyla yiyin. Fakat şeytanın adımlarına uymayın. Çünkü o size belli bir düşmandır. Aranızda birbirinizin mallarını haksız yere yemeyin. İnsanların mallarından bir kısmını bile bile günaha girerek yemek için onları hâkimlere (rüşvet olarak) vermeyin.”11 Ayet-i Kerimelere dikkat edilecek olursa Allah, insanın temiz ve helal rızıktan yemesini emrediyor. O halde kişi, ağzına koyduğu her lokmanın nereden geldiğini daima düşünmelidir. Zira onun her birinden hesaba çekilecektir. “Kıyamet günü dört şeyden sorulmadıkça kişinin bir adım dahi atamayacağını”12 haber veren Efendimiz (s.a.v), onlardan birisinin de, “malını nereden kazanıp nereye harcadığı” olduğunu bildirir İslam dini, meşru olması şartıyla tüm ekonomik faaliyetlerin içinde yer alma hakkı vermiştir. Ancak, hırsızlık, faiz, rüşvet, kumar, şans oyunları vb. yollarla servet elde etmek; alkol ve uyuşturucu maddeleri satmak; alınan maaş karşılığında istenilen standartlarda iş ve hizmet üretmemek; eksik ölçüp eksik tartmak, sattığı malın ayıp ve kusurlarını gizlemek, hileli yollarla insanların mallarını yemek, miras paylaşımında hakkaniyetten uzak durmak gibi meşru olmayan yollarla elde edilen kazançlar, helal değildir.17 Bu gibi meşru olmayan yollarla kazanç elde etmeyi yasaklayan rabbimiz “Ey İman edenler! Karşılıklı rızaya dayalı ticaretle olması müstesna, mallarınızı aranızda haksız/ batıl yollarla yemeyin.”18 buyurmak suretiyle, haksız kazancın haram olduğunu bildirmiştir. Ayetteki “batıl” kelimesi yukarıda ifade edilen hırsızlık, hainlik, gasp, kumar, faiz, haksız muamele, sefihlik, israf gibi hem kazanma, hem de harcama yollarının gayrimeşru olan her türünü kapsamaktadır.