Karadeniz'in kapısı daima açıktır

Abone Ol

Türkiye'nin her köşesinin kendine has güzellikleri vardır. Ancak Karadeniz insanını diğerlerinden ayıran, dillere destan olmuş bir özelliği vardır: Misafirperverliği.

Karadeniz'de bir evin kapısını çaldığınızda önce kim olduğunuz sorulmaz; "Aç mısın?", "Çay içer misin?" diye sorulur. Çünkü bu coğrafyada misafir, Tanrı misafiri olarak görülür. Paylaşmak bir görgü kuralı değil, nesilden nesile aktarılan bir yaşam biçimidir.

Dağların arasında kurulu köylerde, deniz kıyısındaki mahallelerde ya da şehir merkezlerinde fark etmez; Karadeniz insanı sofrasında bir tabak daha açmayı bereket sayar. Evindeki ekmeği bölüşür, bahçesindeki ürünleri ikram eder, misafirini uğurlamadan rahat etmez. Bir fincan çayın etrafında kurulan samimiyet, saatler süren sohbetlere dönüşür.

Elbette Karadeniz insanı çalışkandır, hareketlidir ve zaman zaman sert mizacıyla tanınır. Ancak o sertliğin ardında son derece sıcak bir yürek vardır. Dostluğa kıymet veren, zor günde komşusunun kapısını ilk çalan, düğünde de cenazede de dayanışmayı eksik etmeyen bir toplumsal kültürün temsilcisidir.

Bugün modern hayatın hızına kapılmış olsak da bizi biz yapan değerleri korumak zorundayız. Misafirperverlik de bu değerlerin başında geliyor. Çünkü bir toplumu güçlü kılan sadece ekonomik gelişmişlik değil; paylaşma, dayanışma ve insan sevgisidir.

Karadeniz'in hırçın dalgaları kadar güçlü, yemyeşil yaylaları kadar içten insanları bize önemli bir ders veriyor: İnsan, kapısını ve gönlünü açık tuttuğu sürece zengindir.

Belki de bu yüzden Karadeniz'e yolu düşen herkes, yanında sadece güzel manzaraların fotoğraflarını değil; kendisine uzatılan bir bardak çayın sıcaklığını, içten bir tebessümü ve unutulmaz bir misafirperverliği de götürür.

Çünkü Karadeniz'de misafir ağırlamak bir gelenek değil, bir gönül meselesidir.