banner1365

banner1469

banner1345

banner1468

banner1397
17.04.2019, 13:42

İslâm’da Sanat ve Estetik

Bu haftaki yazımızda siz değerli okurlar ve takipçiler için Merhum Seyit Ahmet Arvasi'nin "Diyalektiğimiz ve Estetiğimiz" adlı eserinin ikinci kısmını oluşturan "Estetiğimiz" bölümünden alıntılamalar yaparak bir nevi onun gözüyle İslâm Medeniyetinin sanat-estetik algısı ve anlayışı hakkında bilgiler sunmaya çalışacağım. "Allah güzeldir ve güzeli sever" hadisi aslında İslâm'ın sanat ve estetik anlayışının özünü oluşturur. Öyle ki, sanat ve estetik anlayışı medeniyetleri de birbirinden ayrıştırır. İslâm, sanatı "Allah'ı aramak" olarak tarif eder. Necip Fazıl Kısakürek, İslâm'ın bu sanat anlayışını şöyle şiirleştirir:


"Anladım işi; sanat Allah'ı aramakmış: Mârifet bu, gerisi yalnız çelik, çomakmış... "


İslâm'da "güzellik", başlı başına bir hakikattir. "Güzellik" her ne kadar insan için "izafi" bir mana taşıyorsa da, gerçekte "mutlak güzel" olan Allah'ın "cemîl ve cemâl" sıfatlarının birer tecellisinden ibarettir. (s. 121)
İslâm medeniyeti yüce ve mukaddes kitabımız Kur'an-ı Kerim'in ve şanlı Peygamberimizin emirleri ışığında geliştirdiği kendine has "estetiği" ile asırlarca sözün, ahengin, rengin ve sesin dehâsına ulaştı. İslâm dünyasında yetişen şâirlerin, mimarların, nakkaşların, kurraların ve hatiplerin eserleri ve ünü âlemi sardı. Müslümanlar güçlü iken ve dünyaya hâkim iken bu orijinal sanat anlayışı da dipdiri idi. (s. 78)
Estetik bir ilim olarak ne kadar başarılı olmuştur? İtiraf etmek gerekir ki estetik, henüz ilim olma yolunda çok önemli mesafeler kat etmiş değildir. O şimdilik bir ilimden çok, sanat felsefesine, sanat tenkidine yahut bir sanat tarihine benzemektedir. (s. 79)


İnsanoğlu, yaşadığı âlemde, yalnız doğruyu ve iyiyi değil, "güzeli" de arar. Bu nedenle estetiğin gerçek konusu, güzellik ve çirkinliktir. Sanatkârın hedefi çirkinden uzaklaşarak, güzele ulaşmaktır... Tasavvuf dili ile söylemek gerekirse sanatkâr, eserde müessiri ve mutlak güzeli arayan kimsedir. (s. 80-82)


Sanatın ilme ve akla bağlı yönleri bulunmakla birlikte o, esas itibariyle bir aşk ve gönül meselesidir. Sanat akıldan çok kalbi doyurmaya yarar. O, düşünmekten çok sezmek ve duymak demektir. Sanatkâr ilim adamından ve filozoftan çok, dinî vecd halinde bulunan insana benzer. (s. 87) 


Her milletin hayatında sosyal, kültürel, ekonomik ve politik yapısında, geliştirdiği estetik değerlerde üzerinde yaşadığı coğrafyanın izlerini inkâr ve ihmal etmek mümkün değildir. Her milletin mimarisi, musikisi, şiiri, resmi, tezyinatı, roman ve hikâyesi, dans ve oyunları, masal ve mitolojisi bir bakıma coğrafyasını yansıtır. (s. 89)


Bizim de şiirimiz hikâyemiz mimarimiz musikimiz, danslarımız destanlarımız, nakışlarımız çinimiz, kilimlerimiz, halılarımız ve yazımız coğrafyamızın, vatanımızın renk ve motifleriyle yoğrulmuştur. Bizim sanat eserlerimizde güllerin, lalelerin, sümbüllerin, çiğdemlerin, karanfillerin bulunuşu, hususi manalar içinde ve semboller biçiminde sık sık ele alınması boşuna değildir. (s. 89)


Tarihten öğrendiğimize göre, âdeta cemiyetlerin dehâ doğurma dönemleri vardır. Müslüman Türk tarihinde de böyle dönemler mevcuttur: Selçuklunun dehası 11. ve 13. asırda başlar: Kaşgarlı Mahmudların, Yusuf Has Haciblerin, Mevlanaların, Yunusların, Sultan Alparslanlar, Melikşahların, Nizâmülmülklerin gelip geçmesi bir tesadüf değildir. Durum Osmanlılar için de aynıdır. Osmanlı döneminde 15. ve 16. asırlar âdeta her sahada dehâ yetiştirme çağıdır. (s. 90)


Kendi klasiklerinden habersiz, kendi kültür ve medeniyetine yabancı düşmüş nesiller, mimari, musiki, resim, heykel, dans ve estetik adına çirkin ve taklit dalgası içinde çırpınıp durmaktadır. Kendi sanatından ve zevkinden utanan ve derin bir eksiklik duygusu içinde başkalarını taklide yönelen nesillerden elbette bir dehâ beklenemez. (s. 91)


İslâm medeniyetinde daha çok şiir, hitabet, mimari ve putperestliğe tepki olarak nakkaşlık ve hüsn-ü hat gelişmiştir. Müslüman sanatkâr bütün gücünü şiire, hitabete, mimariye vermiş; resim zevkini tezhip ve nakışlarla; heykelcilik zevkini taşlara ve mermerlere bir şiir gibi işlediği motiflerle tatmin etmeye çalışmıştır. Şanlı Peygamberimiz  de, güzel sanat dalları arasında bilhassa "hitabete", "kitabete" ve "şiire" ayrı bir değer vermiştir. (s. 111)


Bir milletin emperyalizmin oyununa gelip gelmediği, en çok güzel sanatlar sahasında anlaşılır. Çünkü emperyalizm bir ülkeyi ele geçirmeden önce orada yaşayan insanların ve kitlelerin kafalarını ve gönüllerini kazanmak ister. Güçlü ve sinsi bir propaganda ile o ülkenin sinemalarına, ekranlarına, kitapçı vitrinlerine sızar, milletin "milli ve mukaddes zevklerini" çökerterek kendisi gibi duymaya ve düşünmeye zorlar. (s. 136)


Bakalım günümüzde, yabancı bir kültüre zorlanan nesiller, sapık yolları ve kolları terk ederek yeniden bizim kültür ve medeniyetimizin ana damarını bulabilecekler mi? Mimaride, musikide, resimde, tezhipte kısaca bütün güzel sanat dallarında orijinal ve farklı olduğunu, ecdadı gibi ispat edebilecek mi?
 

Yorumlar (5)
Mehmet BOZKURT 8 ay önce
Hocam emeğinize sağlık. Günümüzde sanat kaygısı sizin ifadeleriniz gibi kaybolmaya yüz tutmuş herkeste bir batı hayranlığı oluşmuş ama gençlerimiz şunun farkında olurlar inşAllah. Şöyle ki batı Osmanlı'nın iyi yanlarını almış ve biz ise onların kötü yanlarını alıyoruz. İnşAllah gençliğimiz batıyı taklit yerine kendi özüne dönebilir.
Ali KUKUŞ 7 ay önce
Umarım neslimiz de ecdadimiza yakışır, eşya üzerine bir ruh vererek eserler meydana getirirler.
Sönmez kuvvet 7 ay önce
Tebrikler
CEMALİ DEMİR 7 ay önce
Üstadı anlamak için onun şiir poetikasını anlamak gerekir. O' nun şiir poetikasını anlamak için de Arvasi'yi anlamak lazım geliyormuş .
Çünkü Üstat, Arvasi' yi tanıdıktan sonra bambaşka biri olmuştur.
Bu faydalı yazı için teşekkür ederim
Cemali Demir 7 ay önce
Necip Fazıl ve Arvasi üzerine güzel bir yazı
18°
kapalı
Namaz Vakti 14 Kasım 2019
İmsak 05:47
Güneş 07:15
Öğle 12:24
İkindi 14:59
Akşam 17:23
Yatsı 18:46