İnanç ama hangisi?

Devlet ve Kültür eski Bakanı Namık Kemal Zeybek’in yazmış olduğu Türkün İnancı adlı bitiği Azerbaycan’da Azerbaycan Türkçesi ile yayınlandı. Eş-ari-Selefi İslam inancına uzak olan Azerbaycan’da çokça ilgi gören bitik için Namık Kemal Zeybek’e iki saygın ödül verildi. Diğer Türk Cumhuriyetlerinde ve Türk Topluluklarında da benzer ilgiyi göreceğini biliyorum. Türklüğün inanç temellerini Gök Tanrı(Tengricilik) inancına, Yesevi felsefesine dayandıran Türkün İnancı bitiği, Farabi’de olduğu gibi dinde “Akıl” ve “Bilimin” esas alınmasına ilişkin kıymetli deliller sunmakta. “Din bir tercih, Türklük kaderdir.” Anlayışı, Ahmet Yesevi’den Horasan’a, Hacı Bektaş-ı Veli ile Anadaolu’ya, Sarı Saltuk’la Rumeli ve Balkanlar’a kadar ulaştırılmıştır.

              Yesevi’deki “tercihe” saygı, Cumhuriyetin kuruluş felsefesinde de mevcuttur. Atatürk; “ Din, bir vicdan meselesidir. Herkes vicdanının emrine uymakta serbesttir. Biz dine saygı gösteririz. Düşünüşe ve düşünceye muhalif değiliz. Biz sadece din işlerini, millet ve devlet işleriyle karıştırmamağa çalışıyor; kaste ve fiile dayanan taassupkar hareketlerden sakınıyoruz.” Diyerek, Cumhuriyetin kişi inanç özgürlüğüne verdiği teminata vurgu yapmıştır.

               “Yeryüzünde bir ağaca kıyıldığında gökyüzünde bir yıldızın canı acır.” Anlayışı, kadim Türk inancının Altaylar ve Tanrı Dağ kaynaklı bir özdeyişidir. Atatürk’ün, bir ağacın kesilmemesi için Yalova’daki evinin yerini değiştirmesi, Altay inancının tarih ve medeniyet bilinciyle Ankara’da sürdürülüyor olmasından başka bir şey değildir.  

                Zeybek, bitiğinin bir bölümünü Aydın Arıtan’ın “Holistik İnsan” adlı eserine ayırmış. Çok özet olarak; “Evrene bütünsel bir gözlükle bakanlar mutludurlar, kimseye kızmazlar, korkmazlar ve şükrederler. Onlar birer holistik insandırlar. Oluşumun parçalarına takılıp kalanlar ise yalnızdırlar, korku doludurlar, mutsuzdurlar, egolarıyla hareket ederler, diğer insanları incitirler, olumsuz yönde eleştirirler ve yargılarlar.” Tespitine temel teşkil eden, evren ve onun yaratıcısı Tanrı inancındaki bilim ve aklın varlığıdır.

                  Türk İslam Felsefecisi Prof. Dr. Hüseyin Atay’ın; “936 yılında Eşariler insanların özgürlüğünü elinden aldı. Müslümanlar kaderci oldu. Kadercilik putperestliktir.” Tespitine de dikkat çekiyor Zeybek.

                   Daha pek çok bilimlik çalışmada din gerçeğini, sömürücülerini titizlikle incelemiş, hatta savaş meydanlarında gözlemlemiş olan Atatürk Nutuk’ta; “ İnsanlık dünyasında, din konusundaki uzmanlık ve derin bilgi, her türlü hurafelerden arınarak gerçek bilim ve tekniğin ışıklarıyla tertemiz ve mükemmel oluncaya kadar, din oyunu aktörlerine her yerde rastlanacaktır.” Derken, hem geçmiş hem de gelecekteki örneklere dikkat çekiyordu. Uçmağa gidişinden sonra ortaya çıkan ve günümüzde doruk noktasına varmış olan din oyununu, aktörlerini ve amaçlarını tanımak ve açıklamak her Türk için görevdir.

                    Yıllardır, millete yükledikleri ağır vergilerle ihtişamlı köşk ve saraylarda yaşayarak,  abartının kusturacak raddesindeki; uçaklar, dünyanın en pahalı araçları, binlerce koruma ve hizmetkarları ile vatan, millet ve inanç sömürüsü yapanların; çocuklarını para karşılığı veya sahte çürük raporlarla vatan savunmasından kaçıranların ellerindeki eşari-selefi oyuncakları fark edildikçe panikleyip telaşlanmaları malum sonlarını değiştirmeyecektir.

                     Fanatik taraftar tribünleri olarak ümit bağladıkları İmam Hatip Okulları bile taassuplarını, dogmalarını sorgulamaya başlayınca, geçmişte çıkar ilişkileri olan vakıflara ikame kurdukları vakıflar veya ikame şeyhler, cemaatler hatta medya firavunları dahi Türkün akıl ve bilim yolundaki inanç şimşekleriyle tamuya gömülmekten kurtulamayacaklardır. Çünkü, “Yaratıcı” yani “Gök” Tanrı, insanlara, hayvanlara, bitkilere, ağaçlara, suya, havaya, toprağa ve ateşe iyilik yapan, sevgi ve saygı göstereni uçmağa, kötülük yapanı da tamuya gönderir.

                      Bugün bu satırları okuyanlara, Altaylarda, Akay Kine adında Türk Birliği ülküsü ile Gök Tanrı inancını birleştiren bilgenin bugün de kabul gören bir tanımını sunmak isterim; “ Ben Türk’üm diyenler dualar okuyup durmasınlar, gitsinler ağaç diksinler. Bir ağaç gibi kökü derinlerde yaprakları gökte olan kişilere Türk denilir.”

                      Atiye; Yüksek medeniyetimize olan saygım ve bağlılığımın nişanesi olarak, küçük bir tahta parçasına, ateşte pişmiş ince bir demir parçasıyla işleyerek yazıp yurdumun duvarına perçinlediğim inanç özü de benden olsun; “ Yaratılmışlara karşı adil ve vicdanlı olunuz. Biliniz ki Tanrı sizinledir.”

YORUM EKLE
YORUMLAR
İsmail TÜRKER
İsmail TÜRKER - 6 ay Önce

Reis yazınızı ilgiyle okudum.Teşekkürler.Ümit veriyorsunuz güven veriyorsunuz.Bu günlerde milletin buna çok ihtiyacı olduğu aşikar sağol. selamlar

banner849

banner826