İMAN-AMEL İLİŞKİSİ

Abone Ol

İman, insanın hayatına anlam katar. Ona yaratılış gayesine uygun bir yaşama bilinci aşılar. Davranışlarını şekillendirir, fikir ve kararlarına yön verir. Zorluklar karşısında insanı kuvvetli, dayanıklı ve sabırlı kılar. Nimetin kıymetini bilmeye ve şükrünü eda etmeye vesile olur.
İmanın güçlü kalabilmesi için, onun sürekli olarak kişinin gündeminde olması, ibadetlerle kulun yaratanı ile iletişiminin devam etmesi gerekir. İmanı bir lambanın içinde yanan fitile benzetirsek, salih amel ve ibadet o fitilin etrafındaki fanus yerindedir. Bu fanus hem yanan fitilin ışığını artırır, hem de dışarıdan gelecek esintilerle fitilin sönmesini önler. İbadet ve salih amel de bir yandan iman ışığını güçlendirir, bir yandan da imana zarar verecek şüphe, şirk, küfür gibi zararlı esintilere karşı onu korur. Onun için Rabbimiz belirli zamanlarda özel ibadetlerle bizi yükümlü tutarak, sürekli olarak kendisini hatırımızda tutmamızı istemiştir. En başında namazın yer aldığı ibadetler, Hz. Peygamber’ in şu hadisinde İslam’ ın üzerine bina edildiği beş esas olarak ifade edilmiştir. "İslam beş temel üzerine bina kılınmıştır: Allah'tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed'in Allah'ın Resulü olduğuna şahitlik etmek. Namazı dosdoğru kılmak, zekâtı hakkıyla vermek, Allah'ın evi Kâbe'yi haccetmek ve Ramazan orucunu tutmak." (Müslim, Îmân 19-22) Hadiste Allah’ a iman ettikten sonra namaz, oruç, zekat ve hac gibi ibadetlerin sıralanması iman-amel birlikteliğine açıkça işaret etmektedir. Yani imandan yoksun olarak yapılan ibadetlerin şekli hareketlerden öteye bir anlamı yoktur. Bu bağlamda ibadet imanla anlam kazanırken, iman da ibadetle hayata aksetmekte ve güçlenmektedir. Asr Suresi`nde de kurtuluşa erebilecek kimseleri Rabbimiz, iman ve amel bütünlüğünde şöyle tanımlıyor: "Andolsun zamana ki, insan gerçekten ziyan içindedir. Ancak iman edip salih amel işleyenler, birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye edenler müstesna." (103/Asr Suresi, 1-3)
Sahabeden İbn Ömer (ra) anlatıyor: “Bir gün Allah Resûlü (sav) (benim de aralarında bulunduğum bir topluluğa), "Bana bir ağaç söyleyin ki o ağaç Müslüman"a benzer, Rabbinin izniyle her zaman meyve verir ve yaprakları da dökülmez." buyurdu. İçimden, "Bu, hurma ağacıdır." demek geldi. Fakat orada Ebû Bekir ve Ömer varken konuşmayı uygun bulmadım. Ancak onlar da konuşmayınca Allah Resûlü, "Bu, hurma ağacıdır." buyurdu. (Buhârî, Edeb, 89) Hurma ağacı ile mümin arasında pek açıdan anlamlı benzerlikler bulunmaktadır. Örneğin; Hurma ağacının yaprakları hiçbir zaman dökülmez. Mümin de şartlar ve durumlar ne olursa olsun imanında kesin bir sebat ve azim gösterir. Kök ağaca besin taşıdığı gibi, iman da mümine ruh taşır, heyecan taşır ve onu daima diri tutar. Kökü ve dalları güçlü olan bir ağacın aynı oranda güzel ve tatlı meyve vermesi tabiîdir. İmanı güçlü olan müminin meyvesi de salih amelleridir.
İman ve salih amel bizi ahirette Rahmân’ın rahmetine ulaştıracak en kıymetli sermayemizdir. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulmaktadır: “İman edip salih ameller işleyenlere gelince; onlara içinden ırmaklar akan cennetler vardır. İşte bu büyük başarıdır.” (85/Bürûç Suresi, 11).
Sevgili Peygamberimizin şu niyazıyla bitirelim: “Allah’ım! Bize imanı sevdir, kalplerimizi imanla süsle! Bize küfrü, itaatsizliği ve isyanı sevdirme, kerih göster! Bizi doğru yolda olanlardan eyle!” (İbn Hanbel, III, 424)

Uzman Vaiz
Emine Gündüz