Kendi değerinin farkında olmak… Bencilliğe, riyakarlığa, nankörlüğe kaçmadan… Dengelemesi zor, tam anlamıyla belli bir olgunluğa eriştiğinde öğreniyorsun bunu.  Hangi okula gidersen git, hangi eğitimi alırsan al, hangi tip ailenin içinde yaşarsan yaşa öğretemezler. Öğrenebileceğin tek yer benliğinin tam merkezi. (Gen uzmanları araştırsalar eminim bununla ilgili bir gen mutlaka bulurlar.)

            Yaşadığım tarih aralığından olsa gerek ben de kendimi küçümser, başkalarının gerisine atardım hep. Bize o dönemlerde saygılı ve alçak gönüllü olmanın bir insanın olmazsa olmazı olduğu iyice belletildi. Bu aşı tuttu tutmasına da bünyeye başka hastalıklar girmesine neden oldu. Ne mi? Başkaları tarafından ezilme, küçümsenme, iyi niyetin kötüye kullanılması gibi…Bir de bunun mücadelesini verdik. Yıllar ilerleyip hayatımıza başka jenerasyonlar, dünyayı kendi etrafında döndüren arkadaş görünümlü vampirler girmeye başlayınca anladık gereksiz yerde sergilenen alçakgönüllülüğün karşı tarafça güçsüzlük olarak algılandığını.

                Eskiden bir iş yapılacağı, herhangi bir konuma veya yarışmaya aday olunacağı zaman sahip olduğum yeteneklerden bahsetmeyi kendini beğenmişlik sayardım. Ta ki ortalarda hiçbir yeteneği olmadığı halde şahsına düzdüğü övgülerle ayağı bir hayli yerden kesilmiş, tepesi bulutlarda gezen insanların; derinlikten ne kadar yoksun olduğunu ve sadece görüntüden oluştuklarını fark edene dek.  

Yine o dönemlerden kalma kötü bir alışkanlığım da kendi ürettiğim hiçbir şeyi büyük bir özenle bir kenara kaldırmamak. Kişisel Gelişim Hesabımı tutamamışım. En önemlisi eksildiğimin farkına varmamışım. Kimileri buna kendine güvensizlik diyebilir, belki de öyledir. Ama bence “kendi değerinin farkında olamama”.

 Sadece benim başımda olan bir şey değil. Ve bakıyorum bu durumda olan insanların çoğu bulunduğu yerde takılıp kalıyor. Ya da başkalarının yarattığı acil durum girdaplarına kapılıp onların dünyalarının uydusu haline getiriyorlar kendilerini. Toplumun işleyişi bu yönüyle çok acımasız. Kafamız haddinden fazla düşünce karmaşasıyla dolu olduğundan neyin gerçekten acil, neyin keyfi olduğunu çözemeyebiliyoruz. Hele de bizi kısıtlı bir sürenin içine sıkıştırırlarsa. Acele ettiriyorlar, çünkü isteklerinin yerine getirilmesinde aradaki zaman ne kadar kısalırsa o derece savunmasız oluyor avları.

            Durum bu, hayatını kendi ideallerine, kendi benliğinin gelişimine adayamayanlar mutlaka başkalarının nesnesi durumuna düşüyorlar. Bir insanın en büyük hazinesi zamanı ve sağlığı. Yaşı kemale erenler ve günlerini hastane yollarında geçirenler bunu en iyi bilenler. Fırsatımız olsa da hepsine tek tek sorsak, başkaları için harcadıkları zaman, enerji ve sağlık için pişmanlar mı? Onlara bir fırsat verilse, tekrar aynı yaşa, aynı sağlığa döndürülse yine aynısını yaparlar mı?

            Ben çoğundan alacağım yanıtı biliyorum: Hayır!  Hem de kocaman  ve yüksek seste bir hayır. Çünkü başkalarına siper olarak yaşamak ve benliğini yok sayarcasına önceliği diğer insanlara vermek kendine ihanetin en acınası şekli.

          

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner651