İfade özgürlüğü

İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ

Dünya Kupası 2002’de Türkiye olarak Dünya 3.sü olmuştuk. Biz sevinçten havalara uçarken acaba başarımız ile ilgili gerçekçi bir analiz yapılmış mıdır bilmiyorum. Güney Kore’yi yendiğimizde el eleydik ve hepimizin gözlerinden yaşlar akıyordu, ancak Güney Kore’nin göz yaşlarının sebebi çok daha farklıydı. Bir sistemin hayat bulması onları duygulandırmıştı.

2001 yılına kadar Güney Kore’nin futbolda hiçbir başarısı olmamıştı. 1997 yılında yaşamış oldukları Asya krizinden sonra toparlanmaya başladıkları dönemlerde futbolda da bir fark yaratmak istiyorlardı. Bir dönem bizim de milli takımımızı çalıştıran Guus Hiddink ile 2001 yılında anlaştılar.

Hiddink, Güney Kore’ye indiğinde her yerde 16 rakamını görüyor, dayanamıyor soruyor. Bizim hedefimiz guruptan çıkıp ilk 16’ya kalmaktır diye cevap alıyor. Güney Kore o kadar kararlı ki kendilerine hedef koyuyorlar. Ancak Hiddink takımın durumuna baktığına kendi ifadesi ile takımın durumunu kaotik olarak tanımlıyor, yıldız oyuncu diye lanse edilenler hem en tembelleri hem de en formsuz olanlar.

Takıma gerekli disiplinleri kazandırmaya başlamıştı, antrenman programını değiştirmiş, takımın hedeflerini büyütmüştü. Öyle ki Güney Kore sürekli kendinden daha düşük seviyeli takımlarla maç yapıyordu, doğal olarak o dönem kaybetmiyorlardı, gerçek dünyayı gösterebilmek için Hiddink çıtayı yükseltti, artık rakipler Brezilya ve Fransa gibi dünyanın en büyük takımlarıydı. Elbette bu takımları yenemediler. Adeta gol yağmurlarına tutuldular. Hatta ülke Hiddink’e bir lakap bile takmıştı; Bay 5-0! “İyi ki o dönem yerel gazetelerin dilinden anlamıyordum, zira yerel basının dili çok yıkıcıydı” demişti Hiddink.

Peki bu alt durumdan, hedeflerin çok üste bir duruma nasıl gelebilmişlerdi, başarının sırrı neydi? Başarının sırrı “ifade özgürlüğü” idi. Takımdaki hiyerarşi o kadar yüksekti ki, genç yetenekler bireysel kararlar alamıyorlardı, gözlerin ucu ile hep takımdaki abilerinden izin almaları gerekiyordu. Hatta bazen kale önünde tam gollük pozisyonlara denk geliyorlardı, ancak geriden gelen abilerine bu gol şansını sunmak için, futbolun doğası gereği, pozisyonu harcıyorlardı.

Bunu yıkmak Hiddink’in en büyük başarısı idi. Hiddink’in bu yaklaşımı İngiltere ve Güney Kore dahil birçok üniversitede ders konusu olmuştur. Güney Kore’nin çağ atlamasında ifade özgürlüğü düşüncesi birçok yerde referans olup kilitli bir çok sistemi aşmalarını sağlamıştır.

Türkiye olarak savaşçı bir yapıdan geldiğimiz için askeri yönetimdeki üst as ilişkisi içimize işlemiş durumdadır. Hiçbir Avrupa ülkesinde abi kelimesi bizimki kadar yaygın kullanılmaz, yaşı bizden küçükse de bir abi lafını muhakkak yapıştırırız. Usta çırak ilişkisi gibi muhakkak küçüklüğümüzden beri bize yardımcı olan, bizim bir yere gelmemize vesile olan büyüklerimiz vardır. Ancak gözden kaçırmamamız gereken ince bir çizgi vardır.

Büyüklerin küçüklerine yol göstermeleri, bulundukları pozisyonun sadakasıdır. Ne zaman ki büyükler bunu kullanmaya başlarlar; “ben senin babanı tanıyorum”, “ben senin küçüklüğünü bilirim”, “daha dün tıfıldın, bugün koktun” gibi söylemlere başlarlar işte o vakit dikkatli olun. Muhtemelen zaten bulundukları pozisyonun hakkını verememişlerdir. Aziz Yıldırım’ın Fenerbahçe’de 20 yıl kalıp ezeli rakibinden fark yemesi gibi anca konuşurlar. Başınızdaki müdür, patron, başkan artık her neyse sizin negatif fikirlerinize olumsuz tepki veriyorsa gelişmeye açık değil, eleştirilmeye açık değil, sadece koltuk sevdalısı biri demektir.

Ha bu demek değildir ki, küçükler de minnet duymayacak, onlara yardımcı olanları göz ardı edecek. Hayır. Hz. Ali’nin “Bir harf öğretenin, kırk yıl kölesi olurum” sözünü göz önünde bulundursunlar. Bir gün elbet kendilerine harf öğretenlere bir işlerini görmek, köle olmak nasip olacaktır. Ancak bu sözü suiistimal edenlere izin vermemeli, kral çıplak diyenlere kıymet vermeli.

Ayrıca tarihte, dijital dönüşüm ile beraber, ilk kez değişen bir durum var. Tarihte ilk defa, yaşlılar gençlerden yeni şeyler öğreniyorlar. Cep telefonları, bilgisayarlar, uygulamalar, arabanızdaki fonksiyonlar, her şeyi bizden yaşları daha küçük olanlardan öğreniyoruz. Tarihte ilk kez, kütüphanedeki kitaplar kifayetsiz, ilk kez içindeki bilgiler çağın gereksinimlerini karşılayamaz oldular.

İfadenizde özgür, tabiatınızda efendi, başınız dik olun.

YORUM EKLE

banner650

banner826