İç mimarlık sadece “güzel” olan mı?

Abone Ol

Bir mekâna girer girmez hissettiğimiz o ilk duygu vardır ya…
Kimi zaman huzur, kimi zaman ferahlık, bazen de “burada durmak istemiyorum” hissi.
İşte o ilk saniyede oluşan duygunun mimarı çoğu zaman iç mimarlıktır.

Toplumda iç mimarlık hâlâ çoğu kişi için “renk seçmek, koltuk yerleştirmek, perde uyumu sağlamak” gibi algılanıyor. Oysa gerçek çok daha derin. İç mimarlık; mekânın insanla kurduğu psikolojik ilişkiyi tasarlamaktır.

Bir hastanenin koridoru insanı rahatlatıyorsa,
bir okul sınıfı çocuğu öğrenmeye teşvik ediyorsa,
bir ev yorgunluğumuzu alıyorsa…
orada iyi bir iç mimarlık vardır.

MEKAN, RUH HALİMİZİ YÖNETİR

Karanlık, dar ve düzensiz bir ofiste çalışan birinin üretken olmasını bekleyebilir miyiz?
Ya da gün ışığı almayan, havasız bir evde mutlu bir aile hayatı mümkün müdür?

Işık, renk, malzeme ve boşluk; hepsi insan beynine mesaj gönderir.
Açık renkler ferahlık verir,
doğal ahşap güven hissi oluşturur,
doğru aydınlatma ise mekânı olduğundan iki kat büyük gösterebilir.

İç mimarlık, aslında insan psikolojisinin mekâna tercüme edilmiş halidir.

LÜKS DEĞİL, İHTİYAÇ

Türkiye’de hâlâ birçok kişi iç mimarlığı “lüks” olarak görüyor.
Oysa yanlış planlanmış bir mutfak her gün zaman kaybettirir,
kötü tasarlanmış bir mağaza satış düşürür,
yanlış ışıklandırılmış bir ofis verimliliği azaltır.

İç mimarlık, para harcamak değil; doğru yere yatırım yapmaktır.

ESTETİK Mİ, İŞLEVSEL Mİ?

İyi iç mimarlık ikisini de birlikte sunar.
Sadece güzel olan ama kullanışsız bir mekân,
sadece işlevsel ama ruhsuz bir alan…
İkisi de eksiktir.

Gerçek iç mimar, mekânın estetiği ile insanın günlük yaşamını buluşturur.

SON SÖZ

Evlerimizi, ofislerimizi, okullarımızı ve şehirlerimizi aslında iç mimarlık şekillendirir.
Duvarlar sadece tuğladan değil,
yaşanmışlıktan, alışkanlıktan ve duygudan örülür.

İyi tasarlanmış bir mekân, insanı fark ettirmeden iyileştirir.
Ve belki de modern hayatın en çok ihtiyacı olan şey tam da budur:
Bizi yormayan, bizi anlayan mekânlar.