Sürekli bir savunma halinde misin? Girdiğin ortamda her daim sorgulandığını mı hissettiriyorlar sana? Attığın en küçük adımda, yaptığın her şeyin ardında, söylediğinin dışında bir maksat mı aranıyor? Olduğuna inandığın kişi olmana izin yok mu? Doğru yerde misin? Yerin; çevrem dediğin, seni sarıp sarmalayan o insanların yanı mı?

Ne yaparsan yap seni kendi çizgilerine mi çekmeye çalışıyorlar?  “Ben neden buradayım, neden hep ifade veriyorum diğerlerine?” diye kendine acımaya mı başladın? Küçüldükçe küçülmek,  bir fincana sığıp koyu bir kahvenin telvesine gömülüp saklanmak mı istiyorsun?

            Masum olduğun halde hayatını mahkemeye çeviren bu insanlara kendini ispatlamak için daha ne kadar yırtınacaksın? Sen onların bütün incitmelerine göğüs gerdiğin halde, seni olduğun gibi kabul etmek canım dediklerine zor geliyorsa; bundan sonraki planın onların ayaklarının altına paspas mı olmak?  

Taviz vererek onların gözünde nasıl bir yer edinmeyi umuyorsun? Edinebilecek misin? Bütün benliğini kaybettiğinde seni daha mı çok sevecekler? “O fedakâr biri.” diye takdir edeceklerini mi sanıyorsun?

            Bence hayır. Dünya bunun aksini görmemiştir zaten. Gariptir insanoğlu. Önce seni kendi seviyesine, kendi hayatına çekmek için uğraşır, elinden geleni ardına koymaz. Baktı ki sen farklılaşıyorsun, başka ufuklara yelken açmışsın; yolundan döndürmek için ne diller döker, ne numaralar çeker sana. Duygu sömürüsünde sınır tanımaz mesela. “İyi arkadaş, iyi evlat, iyi kardeş, iyi komşu…”olamadığını sayıklar durur.  Böylece gücünün büyük bir kısmını onların “meli, malı”larına harcarsın.

            Çizdikleri çembere girmemek için varını yoğunu ortaya koyarak mücadele edersin. Yolunda ilerler, hedefinden bir an gözlerini ayırmazsın. Nihayetinde bir kitap yazarsın, bir film çekersin, insanlığı kurtaracak bir aşı geliştirirsin…

Tüm bunları yaparken önüne çıkan en büyük engel, “çevrem” dediğin insanlar güruhudur. Hayallerin gerçekleşir, görüntün parlaklaşır ve renklenir; sesin soluğun daha gür çıkmaya başlar. Bir de bakarsın, seni deli diye bir kenara ayıranlar; ışığa uçan pervaneler gibi etrafını sarar, saygıyla önünde eğilirler.

            Çok mu şaşırıyorsun? Şaşırma bence. İlk kez sen yaşamıyorsun. Dünyada bunun birçok örneği var. Tarih dediğimiz süreçte tüm olan biten budur. Asıl soru şu: “Onların baskısına direnmeyip onlarla birlikte “erik dalı” eşliğinde eller havaya seviyesinde mi yaşayacaksın, yoksa adımlarını içindeki cevherin nabzına göre ayarlayıp olman gereken insan mı olacaksın? Biliyorum, zor. Ama tek bir hayatımız var. Onu nasıl değerlendireceğimizi biz biliriz.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner650

banner801