Gururumuz kanarken…

 “Seni anlıyorum” dedi ve ‘klik!’

Bütün kapılar üzerime kilitlendi o anda.

Bir benim, bir bendim ve bir kendim

İnsan ona,

İnsan buna,

İnsan herkese

İnsan en çok da kendine kızmıyor mu?

Hayat içimizden,

İnsanlar hayatımızdan…

İçimizden ne mevsimler,

Ne kurak kışlar,

Ne serin yazlar,

Ne acayip hevesler geçiyor.

Ani tökezlemeler,

Ani düşüşler,

Dizlerimiz, dilimiz, elimiz...

Ama en çok da gururumuz kanıyor.

Tahammülümüz en ince yerinden kırılıyor.

Bazen yorgun bir fil,

Bazen bacağı kırılmış bir köpek,

Bazen ıslak ve yılgın bir kedi gibi hissediyoruz kendimizi.

Çünkü hayattan çok, insanlar yoruyor...

Bizim derdimiz, anlaşılmaktan çok dinlenmektir aslında.

Sorular sorulsun isteriz.

Doğru cevap için doğru sorular sormak gerekli çünkü.

Mümkün müdür kelimelerin sesine hapsolmuş olanı anlatmak?

Neyi, nereye kadar anlatabilir insan?

Neyi, ne kadar anlayabilir insan?

Susmak gerekmez mi böyle zamanlarda?

Susmanın erdemine sığınmak en büyük sığınağımız olmaz mı?

Gittikçe mahzunlaşıp içine çekilen gözlerdeki kederin nedeni kime nasıl anlatılabilir ki?

Belki de en iyisi susmak.

İnsan ayrıntılarda gizlidir, verdiği cevaplarda.

Çünkü sorulan her soru, içimizde uzayıp giden karanlık sokakları aydınlatmanın bir yoludur aslında.

Biz kim miyiz?

Biz, “Anladım” diye geçiştirdiğiniz, anlatılacak daha çok şey varken lafı ağzına tıktığınız, aslında hiç anlamadığınız kişileriz.

YORUM EKLE

banner650

banner826