Dil davamız

Dil; insanlar arasında anlaşmayı sağlayan doğal bir araçtır. Ayrıca dil, hem kültürün en önemli unsuru hem de kültürel değerleri gelecek nesillere aktaran en önemli araçtır. Bu nedenle dilimiz, geçmişle gelecek arasında bir köprü konumundadır. Özellikle de somut olmayan kültürel miras dil aracılığıyla aktarılır ve yaşatılır. Bizi biz yapan bütün özelliklerimiz, kültürel kodlarımız dilimiz sayesinde korunmuştur. Dillerine sahip çıkamayan milletler önce milliyetlerini, sonra da bağımsızlıklarını kaybetmişlerdir.

Cumhuriyet, bir ulus-devlet anlayışıyla kurulmuştur. Bu devletin resmi dili “Türkçe”dir ve Türkçe demek Türk demektir. Türkçe, Türk milletinin ve Türkiye’de yaşayan halkın çimentosudur. Anayasamızda Türk tanımı ırk esasına göre değil, vatandaşlık esasına göre yapılmıştır. Öyleyse bütün vatandaşları bir arada tutmanın, kaynaştırmanın, bütünleştirmenin, bilinçli birer yurttaş yapmanın, devleti bağımsız kılmanın bir yolu olmalıdır. Bu yol “dil birliğinden” geçmektedir. Çünkü Türkiye Cumhuriyeti çok dinli, çok dilli, çok uluslu ve çok mezhepli bir imparatorluk bakiyesidir. Bu toprakların daha fazla küçülmesine kimsenin tahammülü yoktur. Bu topraklarda elbette Türkmen nüfus ağırlıklı olmakla birlikte; Arap, Çerkez, Gürcü, Laz, Arnavut, Boşnak, Kürt, Zaza ve bir kısım azınlık nüfusun yaşadığı bu ülkeyi kuran irade tarafından bilinmekteydi. Bu nüfusun büyük çoğunluğunun ağırlıklı olarak bildiği/kullandığı ve bir önceki devletin de yaygın/resmi dili olarak kabul gören Türkçe etrafında toplanılmasından ve toparlanılmasından daha doğal ne olabilirdi ki? Yani bu ülkede birlikte yaşama sanatı icra edilecekse, Türkçeyi herkesin öğrenmesi lazım geliyordu. Bu arada diğer dillerin öğrenilmesine ve rahatlıkla konuşulmasına da izin verilmeliydi.

Bu konuyu bir örnekle somutlaştıralım: Nüfusu seksen milyona ulaşan ülkemizde yetmiş beş milyon Türkçe biliyor, beş milyon ise yalnızca Kürtçe biliyor, diyelim. Biz bu ülkedeki bütün unsurları bir arada yaşatmak ve bu unsurların anlaşabilmelerini sağlamak için ya yetmiş beş milyona Kürtçe öğreteceğiz, ya da beş milyona Türkçe öğreteceğiz. Aksi halde herkes yanında bir tercümanla dolaşmak zorunda kalacaktır! Bunun en mantıklı ve insani çözümü; insanların annelerinden hangi dili, hangi lehçeyi, hangi yöresel ağzı öğrenirse öğrensinler; eğitimlerini resmi dil olan Türkçe ile/İstanbul Türkçesiyle sürdürmeleridir. Bu arada isteyen herkes başka bir dil öğrenebilir, bu dille özel yazışmalarını yapabilir, o dilde müzik dinleyebilir, konuşabilir ve hatta kitap da yazabilir/okuyabilir. Efendim bu önceden yasaktı diyenler çıkabilir. Daha önce bu konuda çok hassas davranılmış ve hata dahi yapılmış olabilir. Biz geçmişe saplanıp kalmadan, bugüne ve geleceğe bakmak durumundayız. 

Dünyada üç bin farklı dil konuşulurken altı milyar insanın yarısı bu dillerin yalnızca yüzde on beşiyle konuşur ve anlaşır durumdadır. Ayrıca dünyada birleşmiş milletlere üye devlet sayısı ise yalnızca 171’dir. Bu sayı değişik ölçütlere göre en iyimser rakamla 222’ye çıkarılabilir. Bu demektir ki dünyada her konuşulan dile, lehçeye ait bir devlet yoktur. Ayrıca resmi dili birden fazla olan birkaç küçük devletçik dışında da iki resmi dilli bir devlet bulunmamaktadır.  

Dile ve kültüre hizmet ise yalnızca dili korumakla değil, asıl yaygınlaştırmakla olur. Devletimizin kurduğu Yunus Emre Enstitüsü kırk ülkede, elli merkezde yabancı uyruklu insanlara Türkçeyi öğretiyor ve Türk kültürünü tanıtıp sevdiriyor. 2016 verilerine göre bu enstitülerde toplam bin adet etkinlik düzenlenmiş ve toplamda bir milyon kişiye ulaşılmıştır. Ayrıca Devletimiz her yıl yaklaşık beş bin kadar uluslararası öğrenciyi ciddi sınavlar yaparak tespit etmekte ve ülkemize davet etmektedir. Bu gençler Türkiye burslusu olarak ülkemizin üniversitelerinde öğrenim görmekte ve daha sonra ülkelerine geri dönüp ülkelerimiz arasında köprüler kurmaktadırlar. Bunun ne anlama geldiğini ya da nasıl bir sonuç vereceğini önümüzdeki çeyrek asırda ömrü olanlar görecektir.

Eğer ekonominiz ve siyasetiniz güçlü, ülkeniz refah içerisinde olursa pek çok yabancı ülke vatandaşı da Türkçeyi doğal olarak öğrenmek isteyecek, o zaman ne Kürtçülük ne de Kürtçe ile eğitim meselesi gündemi meşgul edecektir. Ülkemizde yaşayan tüm insanlar eğitimlerini Türkçe olarak alacak ve Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmaktan gurur duyacaktır. Ayrıca Türkçe, pek çok ülkede konuşulabilen bir dil, Türkiye ise dünyada sözü dinlenilir bir lider ülke olacaktır. Sözlerimi Türkçeye dair söylenmiş olan şu güzel sözlerle bitirmek istiyorum:

Yahya Kemal Beyatlı: “Türkçe, ağzımda ana sütü gibidir”

Fazıl Hüsnü Dağlarca: “Türkçem, benim ses bayrağım.”

YORUM EKLE
YORUMLAR
hasan şirin
hasan şirin - 3 ay Önce

ustadım
maşAllah
tam muvafakat ve isabet dahi hakkaniyet
duacıyız

Ertuğrul Taş
Ertuğrul Taş - 3 ay Önce

Çok güzel bir konuya değinmişiniz sayın hıcam,. Tebrikler

Funda Özkan
Funda Özkan - 3 ay Önce

Kaleminize sağlık hocam.

Mehmet BOZKURT
Mehmet BOZKURT - 3 ay Önce

Allah razı olsun hocam, bizi aydinlattiniz

Orhan Doğan/Kahramanmaraş
Orhan Doğan/Kahramanmaraş - 3 ay Önce

Tebrik ediyorum, hocam. İsabetli bir konuyu bizlerle paylaştığınız için...

turgay erol
turgay erol - 3 ay Önce

Harika bir yazi bekir hocam..kalemine saglik...

Muhallit Yalçın
Muhallit Yalçın - 3 ay Önce

Hocam mükemmel bir yazı çok önemli noktalara değinmişsiniz

banner650

banner826