Sabah uyanır uyanmaz telefona uzanıyoruz. Bildirimler, mesajlar, haber başlıkları… Daha yataktan kalkmadan zihnimiz çoktan kalabalıklaşıyor. Gün içinde bilgisayar ekranı, akşam televizyon, aralarda sosyal medya… Derken gün bitiyor ama zihnimiz hâlâ “çevrim içi.” İşte tam bu noktada sorulması gereken soru şu: Dijital yorgunluk diye bir şey gerçekten var mı?
Aslında hepimiz bu sorunun cevabını yaşıyoruz. Sürekli ekrana bakmanın, aralıksız bilgi akışına maruz kalmanın bedeli sadece göz ağrısı ya da baş ağrısı değil. Zihinsel bir tükenmişlik hâli… Odaklanamama, tahammülsüzlük, unutkanlık, hatta sebepsiz bir huzursuzluk. Eskiden “yorgunum” dediğimizde bedensel bir yorgunluk anlaşılırdı. Şimdi ise çoğu zaman beden değil, zihin yoruluyor.
Dijital dünya bize hız kazandırdı ama dinlenme aralıklarını elimizden aldı. Sosyal medyada birkaç dakika diye başlayan gezinti, fark etmeden yarım saate, bir saate uzuyor. Üstelik bu süre zarfında sadece bakmıyoruz; karşılaştırıyoruz, yorumluyoruz, etkileniyoruz. Başkalarının hayatlarına tanıklık ederken kendi hayatımızı ikinci plana itiyoruz. Bu da farkında olmadan zihinsel bir baskı oluşturuyor.
Bir başka sorun da sürekli “ulaşılabilir” olma hâli. Mesai kavramı neredeyse ortadan kalktı. Akşam saatinde gelen bir e-posta, hafta sonu düşen bir mesaj… “Cevaplamazsam ayıp olur” düşüncesiyle zihnimizi kapatamıyoruz. Dinlenme dediğimiz şey, sadece koltuğa uzanmak değil; zihni de susturabilmek. Oysa dijital dünyada bu giderek zorlaşıyor.
Dijital yorgunluğun belki de en sessiz etkisi, tahammül eşiğimizi düşürmesi. Daha çabuk sinirleniyor, daha az sabrediyoruz. Uzun bir yazıyı okumak zor geliyor, kısa videolara alışıyoruz. Derinlik yerine hız, düşünmek yerine geçip gitmek tercih ediliyor. Bu da zamanla zihinsel yüzeyselliği beraberinde getiriyor.
Peki çözüm ne? Teknolojiyi tamamen hayatımızdan çıkarmak mümkün değil, zaten gerekli de değil. Asıl mesele, kontrolün kimde olduğu. Telefonu biz mi kullanıyoruz, yoksa telefon mu bizi? Gün içinde bilinçli dijital molalar vermek, bildirimleri sınırlamak, ekransız zamanlar oluşturmak küçük ama etkili adımlar. Bazen sadece telefonu bir kenara bırakıp pencereden dışarı bakmak bile zihni toparlamaya yetiyor.
Dijital yorgunluk, adı konmamış ama hepimizin hissettiği modern bir hâl. Belki de yapmamız gereken şey, ara sıra çevrim dışı olmayı bir lüks değil, bir ihtiyaç olarak görmek. Çünkü zihin de tıpkı beden gibi dinlenmeye muhtaç. Aksi hâlde, her şeye bağlı kalırken kendimizden kopma riskini taşıyoruz.