banner1361

banner1365

banner1499

banner1334

25.07.2020, 09:30 13

BİR YOLCU (2)

O zamanlar genç bir doktordum ve Londra ve Londra'nın işçi mahallelerinden birinde daha yeni muayenehane açmıştım.
 Sisli bir Kasım gecesi saat bire doğru kapının hızlı hızlı çalınmasıyla uyandım. O günlerden o kadar para sıkıntısı içindeydim ki böyle biçimzsiz bir vakitte bile olsa, her daveti büyük bir sevinçle karşılıyordum. Yataktann hemen fırlayıp üzerime bir şey aldım aşağı indim.
 Sisli bir Kasım gecesi saat bire doğru kapının hızlı hızlı çalınamıyla uyandım. O günlerden o kadar para sıkıntısı içindeydim ki böyle biçimsiz bir vakitte bile olsa, her daveti büyük bir sevinçle karşılıyordum. Yataktan hemen fırlayıp bir şey aldım, aşağı indim.
 Karşımda bir polis vardı. Başlığından ve pelerininden sular sızıyor, kendisi de sis içinde hayal gibi görünüyordu.
 Hiçbir mukademeye lüzum görmeden: ''Köşedeki handa biri intihar etmiş. Derhan gelin.'' dedi. 
 Hava soğuk ve rutubetliydi, caddelerde kimsecikler yoktu, her taraf ölüm sessizliğine bürünmüştü. Aradaki kısa mesafeyi konuşmadan yürüdük. Ayak seslerimiz bile siste pek boğuk çıkıyordu. Köşeyi dönüp eski bir binanın dar kapısından içeri girdik.
 Gıcırdayan merdivenden yukarı çıkarken burnuma havagazının o ekşi ve gönül bulandırıcı kokusu çarptı. En üst kata gelince bizi hanın sahibi olan kadın karşıladı ve tavan arasındaki küçük bir odaya götürdü. İçerde eşya namına hiçbir şey bulunmayan bu odada daracık bir karyolada, bir delikanlı cansız yatıyordu. 
 Görünüşte hayat eseri olmamakla  beraber, henüz kurtuluş ümidi de tamamiyle yok değildi. Polisin yardımiyle, suni teneffüs hareketlerine başladım. 
 Tam bir saat uğraştık, bir neticede elde edemedik.
 On beş dakika daha devam ettik ve bütün gayretlerimize rağmen, yine fayda vermedi. 
Nihayet, son derece yorgun düşmüş bir halde, artık vazgeçtiğimiz sırada hastanın ağzından hafif ve titrek bir soluk çıktı.
 Elimizin altındaki bu hayat kıpırdanışı öldükten sonra diriliş gibi, mucize gibi bir şeydi. Bu sefer iki misli gayret sarfederek uğraştık ve nihayet delikanlı doğrulup oturdu, gözlerini yüzümüze dikip dalgın dalgın baktı. Zavallı, olup bitenleri yavaş yavaş hatırlıyordu. 
 Dolgun yanaklı, babayani kılıklı, basit bir delikanlıydı bu. Şafak sökmek üzereyken biraz daha kendine gelince anlattığı macerası da basitti:
 Anası, babası ölmüş;  taşra şehirlerinden birinde bulunan amcası da, herhalde onu başından atmak için, yeğenine Londra'da bir avukatın yannda katiplik bulmuş; çocuk Londra'ya geleli daha altı ay olmuş; bu yabancı şehirde bir tek tanıdığı olmadığı için, sokaklarda serseri bir hayata başlamış ve kötü insanlarla arkadaşlık peyda etmiş...
 Bunun neticesi olarak da, kazancının imkanları dışında eğlenceleri tatmak isteyen her toy delikanlı gibi, o da kumara başlayarak at koşularında bahislere giriyor, maaşından bir kere ayırdığı bir kaç kuruş parayı da kaybediyor, öteberisini rehine koyuyor, müşterek bahisler tertip eden adama boğazına kadar borca giriyor.
 Nihayet, bu badireden kurtulmak için son bir teşebbüs olarak, yazıhanenin kasasından büyükçe miktarda bir para alıyor, kumara gidiyor. Kazanacağına  yüzde yüz emindir. Fakat bu son ümitte suya düşüyor. O zaman çocuk, uğrayacağı takibatı düşününce deli gibi oluyor ve ümitsiz bir halde, odasına gelip kapıyı kapıyor, havagazı musluğunu açıyor.
 Yürekler acısı itirafını bitirince bulunduğumuz küçük odayı uzun bir sukut kapladı.
 Sonra polis kaşlarını çatarak, haşin bir tavırla:
    -'' Çaldığın para ne kaar?'' diye sordu.
 Çocuğun verdiği cevap pek acınacak şeydi:
    -'' Yedi buçuk ingiliz lirası.''
 Evet inanılacak şey değildi: Bu kadarcık bir para yüzünden, şaşkın delikaanlı az kalsın hayatına kıyıyordu. 
 Ortaya tekrar bir sessizlik çöktü. Şimdi, bir faciayla neticelnmesine ramak kalmış bir maceranın üç şahidi olan bizler muhakkak ki aynı düşünceyle meşgüldük. Sanki aramızda anlaşmaya varmış gibi, üçümüz de aynı fikri ileri sürdük:
 Kötülüğe olan temayülünden dolayı değil, iradesinin zayıflığından dolayı feci bir hale düşmüş olan bu çocuğu hayata yeniden başlama imkanı verecektik.
 Polis vazifesini ihmal etmiş sayılmak gibi büyük bir tehlikeyi göze alarak hadiseyi amirlerine bildirmemeye karar verdi; çünkü bildirirse çocuk mahkemeye gidicekti. Ev sahibi kadın kiracısının vaziyeti tamamiyle düzelinceye kadar kira almamayı kabul etti. İhtimal işin en ucuz tarafı bana kalmıştı: Ben de yazıhanenin kasasından aldığı parayı yerine koyabilmesi için delikanlıya çıkardım yedi buçuk ingiliz lirası verdim.
 Gemimiz gecenin durgun karanlığı içinde yoluna devam ediyordu. Artık konuşmamıza luzüm kalmamıştı. Mrs S... müşfik bir hareketle, kocasının elini tutmuştu.
 Otururken bütün benliğimi tuhaf denizin çırpıntısını, rüzgarın iççekişini dinleyerek  orada öyle bir heyecan kapladı. İçimden diyordum ki:
    -'' Bunca senedir beyhude yerlere para yatırdım; madii kazanç ümidiyle giriştiğim bu teşebbüsler bana sadece endişe inkisar ve ıstırap getirdi. Fakat bir tanesi var ki ondan dolayı pişman değildim. Vakia o para maddi bir semere getirmişti ama, hesap  gününde ihtimal kazanç hanesine yazılıcaktı. 
 

Yorumlar (0)
banner1474
28°
parçalı bulutlu
Namaz Vakti 11 Ağustos 2020
İmsak 03:53
Güneş 05:33
Öğle 12:45
İkindi 16:36
Akşam 19:47
Yatsı 21:20