Bir şehrin sesini dinlemek

Abone Ol

Bir şehri tanımak için haritasına bakmak yetmez. En işlek caddelerini gezmek, en güzel manzarasında fotoğraf çektirmek ya da en kalabalık meydanında birkaç dakika geçirmek de yetmez. Bir şehri gerçekten tanımak istiyorsanız, önce onun sesini duymanız gerekir.

Ben o sesi her gün duyuyorum.

Bazen sabahın ilk ışıklarıyla kepengini açan bir esnafın “Hayırlı işler.” dileğinde, bazen dolmuşa yetişmeye çalışan bir öğrencinin telaşında, bazen de acı bir haberin ulaştığı evin önündeki sessizlikte…

Gazetecilik bana yalnızca haber yazmayı öğretmedi. İnsanları dinlemeyi, suskunlukları okumayı ve çoğu zaman söylenmeyenlerin, söylenenlerden daha fazla şey anlattığını öğretti.

Samsun, uzaktan bakıldığında sakin görünen bir şehir. Maviyle yeşilin buluştuğu, deniziyle övündüğümüz, tarihiyle gurur duyduğumuz bir kent. Ama bir gazeteci için Samsun bundan çok daha fazlası. Her sokağında başka bir hikâye, her mahallesinde başka bir mücadele var.

Bir gün yeni açılan bir yatırımın sevincini yazıyoruz, ertesi gün bir trafik kazasının acısını… Sabah çocukların kahkahasına tanıklık ederken, akşam gözyaşlarının sessizliğini haberleştiriyoruz. Gazetecilik biraz da budur; hayatın en gerçek hâline tanıklık etmek.

Bu şehir bana önemli bir şey öğretti: İnsanlar çoğu zaman görülmekten çok, duyulmak istiyor.

Mahallesindeki bozuk yolu anlatan yaşlı amca da, okuluna güvenli gitmek isteyen öğrenci de, siftah yapamayan esnaf da aslında aynı şeyi söylüyor: “Bizi duyun.”

Belki de yerel gazeteciliğin en büyük sorumluluğu tam burada başlıyor. Çünkü yerel basın, bir şehrin vicdanıdır. O vicdan sustuğunda, sorunlar görünmez olur. Görünmeyen sorunlar ise zamanla kanıksanır.

Elbette Samsun gelişiyor. Yeni yollar yapılıyor, parklar açılıyor, yatırımlar geliyor. Bunlar sevindirici gelişmeler. Ancak bir şehrin gelişmişliği yalnızca yükselen binalarla ölçülmez. Asıl ölçü; o şehirde yaşayan insanların kendini ne kadar değerli hissettiğidir.

Gazeteci olarak en çok etkilendiğim anlar büyük manşetler olmadı. Beni asıl düşündüren, haber olmayı beklemeyen küçük ayrıntılar oldu. Sokak hayvanı için kapısının önüne su bırakan bir kadın, otobüste yer veren bir genç, tanımadığı birinin yükünü omuzlayan bir vatandaş…

İnsanlığı büyüten haberler çoğu zaman en küçük ayrıntıların içinde saklıdır.

Bugün bilgiye ulaşmak hiç olmadığı kadar kolay. Bir olay saniyeler içinde milyonlarca kişiye ulaşabiliyor. Ama bilgi çoğaldıkça hakikate ulaşmak zorlaşıyor. İşte tam da bu yüzden gazetecilik, sadece hızlı olmak değil; doğru olmak zorundadır.

Bu köşede yalnızca olanı anlatmayacağım. Gördüklerimi, düşündüklerimi, bazen içimi sızlatan olayları, bazen de umut veren insan hikâyelerini paylaşacağım. Gerektiğinde alkışlayacağım, gerektiğinde eleştireceğim. Çünkü eleştiri yıkmak için değil, daha iyisini kurabilmek içindir.

Ben bu şehre yukarıdan bakan biri değilim. Aynı kaldırımlarda yürüyen, aynı yağmurda ıslanan, aynı denize bakıp nefes alan biriyim. Belki bu yüzden Samsun’u sadece haberlerde değil, insanların yüzünde okuyorum.

Her gün yeni bir olay yaşanacak. Yeni manşetler atılacak. Dün konuşulan bugün unutulacak.

Ama ben, bu köşede unutulmaması gerekenleri yazmak istiyorum.

Çünkü şehirler binalarıyla değil, insanlarıyla yaşar.

Ve bir gazetecinin en büyük görevi, o insanların sesinin kaybolmasına izin vermemektir.