Bir Deiste cevap

Bir Deiste Cevap / Prof. Dr. Bekir ŞİŞMAN

Bundan yaklaşık on iki yıl önceydi (Ekim 2006). Hulki Cevizoğlu, “Ceviz Kabuğu” programına “Türkiye’nin en yaşlı Sümerolog’u” unvanıyla tanıttığı Prof. Dr. Muazzez İlmiye Çığ; onun karşısına da din adamı/ilahiyatçı sıfatıyla eski bir İlahiyat Fakültesi dekanı olan Beyi çıkarmıştı. Yaşlı hanım mütemadiyen Sümer yazıtlarından ve yazıtlardaki kıssalardan bahsedip bunların Kuran’da da yer aldığını belirtiyor ve sözü Hz. Muhammet’in Kur’an’da geçen kimi kıssaları bu yazıtlardan öğrendiğini ve Kur’an’ın buradan etkilendiğini söylemeye getiriyordu. Esasen kadın Tanrı ve Peygamber kavramlarını kabul etmemekle birlikte evrendeki bir gücün varlığını onaylıyordu. Karşısındaki ilahiyatçı ise bu iddialar karşısında sus pus oturuyor, ben ise ekran karşısında göğsümü yumrukluyordum.

Az sonra programa telefonla katılan Kimya Yüksek Mühendisi olan bir bey, ilahiyatçı hocaya, “Sen ne biçim ilahiyatçısın, niçin bu hanımın iddialarına karşı akli (bilimsel) ve nakli (dini) bir delil getirmiyorsun, insanların kafasını karıştırıyorsun; sen bu ekrana niçin çıktın?” şeklinde serzenişte bulundu. İşte o zaman Sümerolog hanımın karşısında sus pus oturan ilahiyatçı hoca, bu beye öyle bir kükredi, öyle bir celallendi ve öyle bir nezaket dersi vermeye kalkıştı ki, hayret ederdiniz.

Bu programdan yaklaşık dört yıl sonra, 28 Kasım 2010 tarihli Hürriyet Gazetesi’ndeki köşesinde Özdemir İnce, “Tarihte Tanrı Fikrinin Doğuşu” başlıklı bir yazı yazdı. Sayın İnce, yazısında özetle Tevrat’ta geçen Tufan kıssasının, Asur-Sümer mitolojisindeki “Gılgamış Destanı” ile benzerlik gösterdiğini; İncil’deki pek çok kıssanın da Tevrat’tan alıntılandığını; dolayısıyla İncil’in Tevrat’tan esinlenerek yazıldığını söylüyordu. Kuran’daki pek çok kıssanın da İncil ve Tevrat’la örtüştüğünü, dolayısıyla Kuran’ın bunlardan etkilenilerek yazılmış beşeri bir kitap olabileceğini söylemeye getiriyor ve bir nevi okuyucusunun kafasında bir soru işareti oluşturmaya çalışıyordu.

Bunun üzerine ben de dinler tarihi uzmanı Prof. Dr. Mahmut Aydın Bey’e kutsal metinlerdeki bu benzerliğin oranını sordum. Kendisi de bana Kuran’daki kıssaların Kitab-ı Mukaddes’tekilerle 1/5 oranında benzerlik arz ettiğini söyledi. Yani benzerlik oranı yüzde yirmi iken, farklılık oranı yüzde seksendir.

  1. yirmi sekiz peygamber ismi zikredilmesine karşın, hadislerden mülhem çeşitli zamanlarda çeşitli coğrafyalara, çeşitli milletlere ve çeşitli kültürlere yüz yirmi dört bin peygamber (haberci/müjdeci/tebliğ edici/uyarıcı) gönderildiğini biz kabul ediyoruz. Cenab-ı Allah bir yerde buyurduğunu, övdüğünü başka bir yerde olumsuzlayacak değil elbette. Bazı benzer kıssaların ve benzer mesajların ibret alınsın, ders çıkarılsın diye farklı zamanlarda farklı coğrafyalarda yaşamış olan tüm insanlığa ortak mesaj olarak gönderilmesinden daha doğal ne olabilir ki? Yani Kur’an, İncil, Tevrat ve Sümer yazıtlarında kimi benzer ifadelerin bulunması, bize bunların birbirinden etkilendiklerini değil, bilakis kaynaklarının aynı olduğunu işaret ve ispat eder.

Dünyanın farklı kıtalarında, farklı zamanlarda yaşamış ve birbirlerini görmemiş bu toplulukların hemen hepsinde bir Tufan Kısasının anlatılması ve bu anlatıların farklı kaynaklardan günümüze kadar erişmiş olması; bu toplulukların birbirlerinden etkilendiklerini değil, bilakis hepsinin aynı ilahi kaynaktan beslendiklerini gösterir. O dönem yazı olmadığı için çeşitli ortamlarda anlatılan bu kıssalar zamanla tahrif olunduğu için farklılaşarak/bozularak ilkel kavimlerde/kabilelerde mitolojik bir hüviyet kazanmış olabilir. Oysaki Tufan Kıssasının bütün dinlerde kabul görmesi ve kutsal metinlere konu olması ancak onun doğruluğunu güçlendirici bir faktördür.

Kur’an-ı Kerim’in Şuara Süresi 208-209. ayetleri şöyle der: “Biz peygamber/uyarıcı göndermediğimiz hiçbir kavme zulmetmeyiz”. Bakara Sûresi 66. ayeti ise mealen şöyledir: “Biz bunu, hem onu görenlere hem de sonra geleceklere bir ibret ve Allah’a karşı gelmekten sakınanlara da bir öğüt kıldık.” Yani Allah Kur’an-ı Kerim’inde bizlere, “Ben bu örnekleri ibret ve öğüt alasınız diye sizlere veriyorum.” buyurmaktadır.

  1. yazımda bu konuya devamla, Peyami Safa’nın bir ateistin kendisine yazdığı mektuba verdiği harikulade cevabı sizlerle paylaşacak ve “İman Nedir?” sorusuna kendimce bir cevap arayacağım.
YORUM EKLE
YORUMLAR
Öğr.Gör.Nurettin PALA
Öğr.Gör.Nurettin PALA - 6 gün Önce

Bekir hocam tebrikler...Rabbim kalemine ve kalbine kuvvet versin...Yazılarına da te'sir..."BAL GİBİ" güzel olmuş !Selam ve muhabbetler...

Abdulhamit Toprak
Abdulhamit Toprak - 6 gün Önce

Emeğinize ve kaleminize sağlık sayin hocam!

Nurullah Çelebi
Nurullah Çelebi - 6 gün Önce

Hocam çok önemli bir konu. teşekkürler

Mehmet Özekmekci.
Mehmet Özekmekci. - 6 gün Önce

Gerçek iman Hazreti İbrahimi imandır. O taklidi değil, tahkiki imandır. Dünyanın da içinde bulunduğu evreni gözlemek, dinlemek ve hissetmek, Allaha ulaşmaktır.

Mehmet BOZKURT
Mehmet BOZKURT - 6 gün Önce

Çok iyi bir yazı hocam ,en içten alkışlıYORUM....

Süleyman erkan
Süleyman erkan - 6 gün Önce

Hocam ALLAH sizlerden razı olsun elinizekaleminize saglik versin

Aslan hakan
Aslan hakan - 6 gün Önce

Hocam yazılarınız ilmi olmuş bu gibi yazıları birazda ha güncellstirirsek kanımca güzel olur. Başarılar dilerim

Mehmet IŞITAN
Mehmet IŞITAN - 6 gün Önce

Muhteşem bir yazı Hocam kalemine sağlık.Selamlar.

banner650

banner826