Şükür Nimetlerin Kadrini Bilmek


15.k görüntülenme

    İnsan diğer canlılardan farklı yaratılarak Yüce Allah’ın halifesi olmaya ehil ve yetkin kılınmış,  yaşam serüveninde ihtiyaçlarını karşılamak için varlık alemi emrine verilmiştir.  Faydalandığı her imkan esasında kendisine verilen bir nimet, emanet ve kulluk planında işbirliği yaptığı ortaktır. Her biri kendi veçhesi ve tabiatıyla kulluğunu ifa etmektedir.    
    En güzel bir surette yaratılan ve sayısız ikrama mazhar olan insana düşen, kalbi, dili ve bedeniyle, layık görüldüğü payeye yaraşır şekilde Allah’ı överek, hoşnutluğunu dile getirerek ve nimetleri itiraf ederek ona şükretmesidir. Bu bağlamda kul, zihnini Kur’an ile besleyip kainatın incelik ve esrarı üzerinde düşünmeli, nimet vermeye muktedir yegane halıkın Allah olduğunu ilan etmeli, bu inancını dili ile ikrar etmeli, hikmetlerine binaen vaaz edilen İlahi emir ve yasakları kabul edip boyun eğmeli ve organlarını bu kabule ram etmeli, inancına sadakati gereği namaz, oruç zekat gibi ibadetlere özen göstermeli, yakından uzağa doğru insan ilişkileriyle diğer canlılar ve çevre ile olan münasebette merhamet ve nezaketi esas almalıdır. Nefsi, malı, çocukları, alışverişi ve ticareti bu görevine engel olmamalıdır.  Tam bir bilinç haliyle bedenin, ruhun ve zihnin her halde şükür görevini ifa etmede bir araya getirilmesiyle kurtuluş yoluna girilmelidir. 
    Ruhi ve bedeni dirilik ve dinginlik de Yüce Allah ile şükür zemininde aktif bir iletişim kurmaya bağlıdır.  İbadetler, imkanların paylaşımı ile söz, tavır ve davranışlar, her türlü aşırılıktan arındırılarak itidal, fedakarlık, sabır, tevazu, cömertlik, teenni, itina, nezaket ölçüsüne kavuşturulmalı, bütün görevlerde ihsan prensibi kurbiyete vesile edilerek Rab-kul ilişkisi etkinleştirilmelidir. Sınanma aracı olan nimetlerin mükafata konu olacak şekilde devamı bu iltica ve iletişimle mümkündür.
    İnsanlığa her konuda örnek olan peygamberler, benimsedikleri hayat biçimiyle şükrün, esasında bir yaşama biçimi olması gerektiğini göstermişlerdir.  O nedenle Kur’an onları, çokça şükredenler ifadesiyle övmektedir.  Hz. Peygamber (sav)’in, farz ibadetlerin yanında gece namazını ayakları şişinceye, kucağı göz yaşlarından ıslanıncaya kadar şükreden bir kul olma bilinciyle uzun uzun eda etmesi, bir günde yüz defadan fazla tövbe ve istiğfarda bulunması,  kulluğun, bütün imkanlar değerlendirilerek şükretme duygu ve arzusu üzerine bina edilmesi gerektiğine tanıklık etmektedir.
    Şükretme ve nankör olma arasında tercih yapabilme özgürlüğüyle yaratılmış olan insanın  müteşekkir bir kul olma arzusu; göklerin ve yerin yaratılışı, rüzgar ile bulutların evrilip çevrilmesi, gece ile gündüzün birbirini şaşmaz bir sistemle takip etmesi, ağaçların yeşermesi, mevsim değişiklikleri, yağmurun yağması, nebatatın yeşermesi, canlı varlıkların yeryüzüne yayılması gibi tabii hadiseler üzerinde düşünerek ve ibret alarak belirebilir. Bu maksadın gerçekleştirilmesi yönünde Kur’an’ın çağırdığı tefekkür ameliyesi, nafile ibadeti geride bırakan çok mühim ve müstakil bir görev, insanın nevi şahsına münhasır nitelik, takvaya eriştiren yöntem ve ibadetlerde zihnin hazır bulunuşluğu için en önemli unsurdur. Onun bu çağrıya karşı takındığı tavır ve tuttuğu yol akıbetinin de belirleyicisidir.  Kulunun aksi tercihine razı olmayan Yüce Allah kulluk bilincinin şekillenmesinde irade eğitimi için Kur’an ile olan münasebetin güçlü tutulmasını emretmiştir. Hz. Peygamber (sav) de sevindirici haberin, gerçekleşen dileğin, giderilen sorunun, atlatılan felaket ve musibetin ardından şükretmek için secdeye kapanmış, günlük hayatta moral ve motivasyonu arttıran her durumda şükretmek gerektiğine öncülük etmiştir. 
    İyilik yapana teşekkür etmek İslâm’ın ahlâki ilkelerindendir.  Peygamberimiz bir ikrama muhatap olan kimsenin, şükran borcunu ödemek için imkânlar dahilinde karşılık vermesini veya onu dile getirmesini, bulamazsa dua ederek iyilik sahibini övmesini emretmiş, aksi halde nankörlük yapmış olacağını, aile hayatında eşinin iyiliğine karşı teşekkür etmeyen kişinin ahirette yüzüne bakılmayacağını  bildirerek insan doğasında var olan iyiliğe karşı müteşekkir olma duygusuna ve ihtiyacına ve bunun insan ilişkilerindeki yerine dikkat çekerek,  kullarına cömertlikte sınır tanımayan Yüce Allah’ı şükretme duygusuyla kalp, dil ve bedeni övgüde ve teşekkürde buluşturmanın, nimetleri minnet ve saygı ile itiraf etmenin, nefes alan her bireyin üzerine kulluk vazifesi olduğuna vurgu yapmıştır. Namaz, oruç, zekat, infak, hac gibi sorumluluklar, insanın fıtratına yerleştirilen şükretme ihtiyacını ve vazifesini karşılar. Hz. Peygamber, şükreden kalbin, zikreden dilin ve ahiret hususunda yardımcı olan imanlı eşin biriktirilen maldan daha değerli olduğu tavsiyesi  ile hayatın vazgeçilmezleri olan nimetlerin değerinden ve onları verenin yüceliğinden  övgüyle bahsetmenin müminin asıl hedefini teşkil eden ahiret kazanımının değerine dikkat çekmiştir.
    Göklerde ve yerde bulunan bütün varlıklar, biz anlamasak da kendilerine özgü hal lisanıyla  mevcudatın yegane maliki olan Yüce Allah’a karşı teşekkürlerini dile getirirken  sayısız nimete mazhar olan insan da şükretme duygusuyla birçok yetenek ikramıyla kendisini varlık aleminin seçkini kılan Yüce Yaratıcıyı her türlü eksiklikten tenzih ederek, kendine has zihni tasavvur ile bütün kemal sıfatlara sahip olduğunu ikrar etmeli; imanında, ibadetinde, her türlü tutum ve davranışında Allah’a tevhit zemininde inandığını kanıtlamalı, emir ve yasaklarına boyun eğmelidir. Dilini, kalbini, zihnini ve bedenini şükründe birleştirmeli, hayatın her alanını bu kapsama dahil etmeli, ahiretin dünyaya ait hesapların görüleceği yer olduğuna odaklanmalı, nimetlerin ve bu nimetleri verenin kendisi için taşıdığı değeri ve bunlara olan ihtiyacını bütün söz ve davranışlarıyla ifade etmeli, insana yaraşır olmayan nankörlükten sakınmalı, arada bir muhasebe yapmayı ihmal etmemelidir. İmanın amelde varlığını gösterecek derinlik hayata kazandırılmalıdır.
    Bir vesile aziz şühedaya ve üzerimizde emeği olanlara rahmet diliyorum.
    Yüce Allah cümlemizi hastalıktan, afattan ve musibetten muhafaza buyursun.

HÜSEYİN KÖKSAL
 
 

0 Yorum:

ANASAYFAYA DÖN