Sevda'ya hain tuzak...


15.k görüntülenme

Sevda,  okulun öğretime açılışına kadar geçecek süreyi iyi değerlendirmek istiyordu. Terzi Mehmet, ona izin vermişti. "Nasılsa,  ders çalışmaktan çok yorulacaksın. Biraz gez kızım" dedi. Sevda, okul arkadaşlarını ziyaret etti. Arkadaşı Zeynep de İstanbul Üniversitesi'ni kazanmıştı. Şaziye, Tokat Gaziosmanpaşa, Buse Gazi Üniversitesi'nde okuyacaktı. Sevda'nın 3 can arkadaşının üniversiteyi kazanmasından çok mutlu olmuştu.


Birlikte, sahil yolundakiu Sevgi Gölü'ne gittiler. Sahil cıvıl cıvıldı. Sonbaharın en güzel günlerinden biriydi o gün. Tam masadan kalkmak üzere iken, yanlarına koşarak gelen bir kızı farkettiler. Bu sınıfın haylaz kızlarından Emel'di. Hakkında çok şeyler söyleniyordu ama Sevda hiç birine tanık olmamıştı. O yüzden de Emel'i suçlamıyordu. İlişkileri mesafeliydi. Yeniden  masaya oturdular. Emel de İstanbul'da Kadir Has Üniversitesi'ne kaydını yaptırmıştı. Emel zengin bir ailenin kızıydı. Babası ile annesi boşanmıştı. Annesiyle birlikte oturuyordu. Babası, Emel'in tüm isteklerini karşılıyordu. 
"İstanbul'un altını üstüne getiririz artık" diye söze başlayan Emel, mitralyöz gibi sözcükleri sıraladı:


"Samsun'dan sıkılmıştım. Burada da yaşanacak yer değil. Özgürlük var. Kızlar hayatımızı yaşayacağız."


Masaya sanki bomba düşmüştü. Kızların ağzını bıçak açmıyordu. Emel, "Erkek arkadaşım bekliyor" diyerek, kızlardan uzaklaştı...


Şaziye, "İyi ki, Tokat da okumayacak"  dedi. Alaycı gülüşle, İstanbul'da öğrenim görecek olan Sevda ve Zeynep'e, "Yandınız" dercesine baktı.  Belki de uzun zaman birbirlerini göremeyecek olan kızlar, Çiftlik Caddesi'ne geldiklerinde ayrıldılar. Sevda eve geldiğinde, ablasını gözüyaşlı buldu. "Ayrılık zamanı yaklaştı. Hüzünden ağlıyorum" dedi Perrin...Ayrılık vardı ama asıl üzüntüsü temizliğe gittiği ev sahibi kadının burs sözünde durmaması onu üzmüştü. Çaresizliğine ağlıyordu.

YOLCULUK BAŞLIYOR

Terzi Mehmet, Sermet'i yeniden aradı ve Sevda'nın yurt sorunu çözümleninceye kadar kendisinde kalmasını istedi. Sermet, çok memnun olmuştu. Çünkü, karısı Nermin hanım, Sevda evde olduğunda hastalığını unutuyordu. Evde bir ses, bir nefes olacaktı.
O gece, Perrin'le birlikte otogara gelen terzi Mehmet, Sevda'yı bir kenara çekip, zarfı eline tutuştu. Sevda elini öperek karşılık verdi. O da Sevda'yı "Allah mahçip etmesin" diyerek alnından öptü.
Otobüsün muavini bir kez daha yolcuları uyardığında, en son binen Sevda oldu. İçinde tuhaf     bir his vardı Sevda'nın. Aylarca Samsun'a gelemeyecek, ona yıllırca hem analık hem de babalık yapan ablasına hasret kalacaktı.
Otobüs, Cumhuriyet Meydanı'na geldiğinde, onu bir sürpriz bekliyordu. Sınıf arkadaşı Emel ile otobüste yan yana düşmüşlerdi. Sevda sevindi. Birbirlerine sarıldılar. Emel kendisini uğurlayanlara el salladı.
İki arkadaş, okul anılarıyla sohbete başladılar. Emel, en çok sevdiği anılarından olan aşk mektubu hikayesiyle başladı. Cemal'in karşılık bulamadığı Cemil'in adına yazdığı mektubu. Emel, Cemile'nin adına Cemal'e aşk mektubu döşenmişti. "Cemal o gün bize kantinden çay-simit ısmarlamıştı. Hatırlandın mı?" Sevda, hafif gülümsemeyle, "Evet evet" demekle yetindi. Bu tür sohbetlerden hoşlanmıyordu.

İLK GÜNLER

Sevda'yı, Sermet beyle Nermin hanım karşılamıştı. Sevda, Emel'i tanıştırdı. Emel, ev telefonu ile adresi aldıktan sonra, bir taksiye binip uzaklaştı. Nermin hanım, Sevda için mükellef bir hazırlık yapmıştı. Onun ençok sevdiği kuru pastalar ile peynirli börek vardı masada. Sabah kahvaltısını yaptıktan sonra, Sevda valizinden çıkardığı giysilerini özenle, çekyatın altına yerleştirdi. Sonra da uzandı. Kalktığında, öğleden sonra olmuştu. Sermet bey de kahvehaneden yeni dönmüştü. Oyun falan oynamazdı. Arkadaşlarını izlerdi.
Sevda, okul hayatına iyice alışmış yeni arkadaşlar edinmişti. Tek şikayeti ablasına olan özlemiydi. Onu düşündüğü sırada, Nermin hanımın "Telefon sana Sevda" sesiyle irkildi. Arayan Emel'di. Emel, onunla buluşmak istediğini söylediğinde, "hayır" diyemedi. Cumartesi günü, Emel onu evden alacaktı. Sevda, Sermet amcasından, eve erken döneceğini belirterek izin istedi.

İÇTİĞİ NEYDİ?..

Emel, bir erkek arkadaşının kullandığı otomobille eve geldi. Sevda, "Erken geleceğim" diyerek ayrıldı. Emel, arkadaşı Kamil'le Sevda'yı tanıştırdı. Kamil, Emel'le aynı okulda okuyordu. Erzincanlıydı...Zengin bir ailenin çocuğuydu. Hazırlık sınıfında ikinci yıl idi. Birlikte, Tarabya sırtlarında bir kafeteryaya oturdular. Boğaz bakan bir penere kenarında yer buldular. Burası loş ışıklı, bol sigara dumanlı bir yerdi. Genellikle üniversite öğrencileri buraya gelirdi. Emel, garsona "Bize her zamanki gibi" dedi. Emel, hepimize aynısından diyerek, garsonu yolladı. Sevda,  kolalar ve bir tabak bir çerezle dönen garsona teşekkür etti. Sevda aslında kolayı  pek sevmezdi. Birkaç yudum peşpeşe içti. Tadı bir tuhaftı. Kolanın içinde votka olduğunu bulmiyordu. Arkadaşlarına ayıp olmasın diye, birşey söylemedi. Emel, birinci bardağı çoktan bitirmiş, Sevda'da kolasını yarılamıştı. Başı dönüyordu. Kendini hiç böyle hisssetmemişti.


NURİ'NİN EVİNE GİTTİLER...

Bu arada, Kamil'in Boğaziçi Üniversitesi'nde öğrenim gören hemşehrisi Nuri, maya geldi. Kamil, Sevda ile tanıştırdı. Nuri, kelimenin tam anlamıyla, yılışık bir gençti. Sevda, bu gençten pek hoşlanmamıştı. İtici bir tipi vardı Nuri'nin...O  da sanki şifreymiş gibi, "aynısından" diyerek, siparişini verdi. Sevda'nın baş dönmesi giderek artıyordu. Emel'e tuvalete gitmek istediğini söyledi. Midesi bulanıyordu. Emel, hınzır bir yaklaşımla, "Üşütmüşsündür" dedi. Masaya döndüklerinde, Kamil ve Nuri'nin planından habersizdi. Nuri, "Haydi bize gidelim" dedi. Sevda itiraz etti. Emel, önceden harızlanmış planın gereğini yerine getirmek zorundaydı. Sevda fazla karşı koyamadı. "Eve erken dönelim" dedi. Nuri'lerin evi Sarıyer'deydi. Büyük bir sitenin içindeydi evleri. Güvenlikli bir yerdi. Evde kimse yoktu. Sevda, güçlükle ayakta duruyordu. Bunun nedenini, Sevda'nın dışındakiler biliyordu. Emel,   Sevda'yı dinlenmek gerek diyerek, Nuri'nin odasındaki yatağa  götürdü. Sevda, başını yastağa koyduğu gibi, sızıp kalmıştı. Nuri'nin birkaç kez odaya girdiğini farketmeyecek kadar uyku halindeydi. Nuri, Sevda'nın kendinden geçip geçmediğini kontrol etti. Zavallı Sevda, sanki taş kesilmişti. Hiçbir şey hissetmiyordu. Nuri,  arkadaşlarına "Bu iş tamam" dedi. Birlikte Sevda'nın odasına girdiler. Amaçları neydi?..

(Yarın: Sevda'yı neden seçtiler?)

0 Yorum:

ANASAYFAYA DÖN