Sevda'nın İffet Savaşı (20)


15.k görüntülenme

Sevda ve Perrin,  ilk kez böylesine lüks bir araçta yolculuk yapıyorlardı. Cipin önündeki bilgisayarlı yol haritası Sevda'nın ilgisini çekmişti. Hasan, "Üşüdüysen, koltuğını da ısatabilirim" dedi. Sevda şaşırmıştı. Ama belli etmedi.


Perrin; Hasan'a, anne ve babasının nasıl olduklarını sordu. "Benim dışımda bir sorunları yok" dedi Hasan...


"Neden sen sorun oluyorsun?" sorusu, futbolcuya altpas üzerinde "al da at" dercesine yüzde 100'lük gol pozisyonu gibiydi. Hasan'ın anlatmak isteyip de, bir türlü başlayamadığı sözlere giriş olacaktı:


"Evlenmemi, bir yuva kurmamı istilyorlar. torunları olsun istiyorlar. Evin tek evladıyım. Her anne ve baba, çocukların mürrivetini görmek ister. Bu yüzden üzülüyorlar."


Sıra Perrin'e gelmişti:  "Sevebileceğin biri karşına çıkmadı mı?"


Hasan, bu sorunun yanıtını nasıl vermeliydi?.."Sevda karşıma çıktı ya" dese, sevdiği kızı ablasının yanında mahcup edebilirdi.


Hasan, "Nasip" deyip, konuyu kapatmak istedi.


Oysa, Perrin Hasan'ın Sevda'ya olan aşkını biliyordu. Ancak, kardeşi varken, bu konuda yorum yapmayı uygun bulmadı.


Sevda, ustaca bir soruyla konuyu kesti: "Samsun'a saat kaçta varırız?"

SEVDA, YEMEKLERİ SAYINCA...

Bolu'ya yaklaştıklarında hava kararmıştı. Sevda, Hasan'ın yolda uyumasını engellemek için Samsun'u ona anlatıyordu. Hasan, Samsun'a hiç gelmemişti. Sevda, Hasan'ın yemek kültürü konusundaki duyarlılığını bildiği için ona balıktan, mısır ekmeğinden, turşudan, lahana çorbasından sözetti. Hamsinin Karadeniz sofralarının baştacı oluş nedenini anlattı. Kolonya bile yapıldığını övgüyle belirtti. 


Hasan, şakaya getirip, "Acıktın galiba Sevda" dedi. Gerçekten de acıkmışlardı. Sevda ve Perrin,  aç yatıkları gecelerde bile, bir dilim ekmek için komşu kapısı çalmış insanlar değildi. Karınları aç olsa bile, bunu Hasan'a söyleyebilirler miydi?..


Hasan,  Bolu'nun ünlü  "kendin pişir kendi ye" lokantalarından olan  İsmail'in Yer'inde durdu. Garsonlar Hasan'ı tanımışlardı. Hasan, Kastamonu'da okul inşaatı yaparken, sık sık buraya uğrardı.


Hasan, "Kuzu pirzola" istedi. Yanına salata ve ayran sipariş etti. Hasan da acıktığını masaya oturduğunda farketti. Et geldiğinde, masadaki salata bitmişti...

SÜSLÜ'YÜ NEREDEN TANIYORSUN?


Perrin, cipe bindiklerinde, kafasına takılan bir soruyu Hasan'a yöneltecekti. Ama Sevda'yı üzmekten korkuyordu. Hasan gibi yüksek karakterli insanın, Süslü Cavidan gibi bir kadınla ne işi olabilirdi?..


Sevda'nın o günleri yeniden hatırlamasını istemiyordu. Perrin'ın sıkıntılı halini Hasan anlamıştı. Çünkü, konuşurken, dikiz aynasından ona bakıyordu. "Abla aklında benimle ilgili birşey mi var?" dedi. Perrin lagfı eveleyip geveledi. Sevda da konuşmasını istedi.


Perrin, beynini kemiren bu kurdu boğup atmak istiyordu: "Sen iyi bir insansın. Büyük bir işadamısın ama şımarık değilsin. Saygılısın. Senin gibi birinin Süslü Cavidan'la ne işi olabilir?"


Sevda'nın "Abla" diye çıkıştığı sırada, Hasan'ın elini ellerinde hissetti. "Bana fırsat ver anlatayım" diyen bir dokunuştu bu...


Hasan, nereden başlamalıydı?..Karşısındaki sonuç da bir bayandı. Sözcükleri dikkatli seçmek gerekti.


"Benim gibi birinin kadın kız peşinde koşacak vakti yoktur. Bir erkek olarak, bu da bir ihtiyaç ama bunu da adam gibi yapmak vardır. Ailemi rencide etmeden, kendi onurumu yerlere düşürmeden olması lazım. Süslü'nün evi müsait. Ben de oraya bir arkadaş tavsiyesiyle bir iki kere gittim. Sevda'yı da üçüncü gidişimde gördüm."


Perrin, "Haklısın" diyerek, konuyu uzatmak istemedi ama Hasan  eline geçen bu fırsatı iyi değerlendirdi:  "İyi ki de gitmişim Sevda'yı gördüm"


Sevda'da, "İyi ki sana rastladım" dedi...


Sevda'nın bu sözleri Hasan'ı mutlu etmişti. Sanki, "Beni seviyor musun?" sorusuna, "Evet" yanıtı gibi...


Hasan, kendisinden birkaç büyük de olsa, Perrin'i bir abla gibi görüyor, onaü büyük saygı duyuyordu. Kardeşinin okulunu bitirmesi için çektiklerini biliyordu. Sevda, Adana'daki bağevinde anlatmıştı.

ÇAKALLI DA MENEMEN ZİYAFETİ

Hasan, Merzifon'u geçmişti. Havza-Sulova yol ayrımında, Sevda'ya, "Burada menemenciler varmış. Çok övdüler. Yer miyiz?" dedi. Perrin, yarı uykulu haliyle, menemencilerin Çakallı'da olduğunu söyledi.


Bu kez Sevda, Hasan'a takıldı. "Acıktın galiba"...


Hasan, kendisini eşi ve çocuklarıyla seyahat eden bir mutlu aile reisi gibi görüyordu. Havza'yı geçtiklerinde hava aydınlamak üzereydi. Sevda, Havza kaplıcalarının çok ünlü olduğunu,  şifalı suyun romatizmal hastalıklara iyi geldiğini anlattı. Hatta, Mustafa Kemal Atatürk'ün de burada tedavi gördüğünü söyledi...


Hasan da, "Havza'nın Milli Mücadele'da önemli yeri olrduğunu biliyorum. İlk örgütlenme burada olmuş. Camiden çıkan cemaat ilk mitingi burada yapmış" dedi.


Sevda, Kavak'tan sonra, Çakallı'ya varacaklarını hatırlattırken, elleri iradesi dışında Hasan'ın ellerine uzandı. 

MALZEMELER ÖZEL

Perrin, Sevda'ya sabah kahvaltılarında menenem yapardı. Ama nedense, burada yediği menemenin lezzetini tutturamazdı. Hasan'ı Sevda ile başbaşa bırakıp, mutfağa yöneldi. Domatesi doğrayan ustayı seyretti. Malzemeleri ne de çabuk hazırladı usta...


"Nedir bu lezzetin sırrı?" dedi Perrin...Usta: "Domates tarla, tereyağı halis, kaşar özel...İşin sırrı malzeme ve pişirme..."


Sevda ile Hasan, masaya konulan küçük pidelerin uçlarından kırarak, açlıklarını yatıştırırken, sık sık gözgöze geliyorlardı. Sevda, Hasan'a olan duyguları konusunda kararsızdı. Ona olan sevgisi ve saygısı, Adana'daki bağevindeki davranış mıydı?..


Menenemi getiren usta ile birlikte Perrin de masaya geldi. Çay söylediler. Hasan'ın, "Gerçekten de denildiği kadar lezzetliymiş" sözlerine, Perrin "Bu işin püf noktasını öğrendim. Kısmet olursa size de yaparım" diyerek katıldı...


Bu sözler, Samsun'daki eve  davet sayılabilir miydi?..

(Yarın: Hasan, Samsun'da hayrete düştü) 
 

YAZI DİZİSİNİN TAMAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYINIZ

1 Yorum:

  1. ANASAYFAYA DÖN