Batakhanenin eşiğinden  Huzurun beşiğine...


15.k görüntülenme

Mehmet Kemal Yavuz

Sevda, yaşıtlarından çok farklıydı. Zamane gençlerinden değildi. Büyüklerine karşı son derece saygılıydı. İki katlı ahşap evlerinin önünden geçen yaşlıların poşetlerini taşımak için adeta ellerine sarılırdı. Yaman kızdı Sevda...

Anne ve babasını bir trafik kazasında kaybetmişti. Ablası, ona hem ana, hem de baba olmuştu. Sevda'yı büyütebilmek için evlenmemişti. Evlere temizliğe gidiyordu. Sürekli gittiği birkaç ev vardı. Haftanın 5 günü çalışıyordu...

Sevda, ablasının fedakarlığının farkındaydı. O yüzden de onun bu çabasını boşa çıkarmak istemiyordu. İş dönüşlerinde bitkinliğine çokca tanık olmuştu. Bu manzara okuma azmini kamçılıyordu. Öğretmen olup, onu da bu hayattan kurtaracaktı. Derslerini çalışıyor, bir yandan da dualarını eksik etmiyordu...

Sevda, Çiftlik Mahallesi'nde yıkılmak üzere olan iki katlı ahşap evlerinin bahçesinde yine düşlere dalmıştı. Bir sınıfta öğrencilerine ders anlatıyordu. Büyük bir dikkatle öğrencileri onu dinliyordu. Öğrencilerin Sevda Hocası idi o...Her biriyle yakından ilgileniyor, dertlerini paylaşıyordu. Sevda'nın tatlı düşü, ablasının sesiyle bıçak gibi kesildi. "Keşke gerçek olsaydı" dedi içinden...

Okulu takdirname ile tamamlamış, büyük sınava az bir süre kalmıştı. Müthiş bir heyecan vardı. İpi göğüslemek üzere olan bir atlet gibiydi. Sınav gününe kadar çalışma temposunu bırakmadı. Sınavdan bir gün önce, köylerine gidip annesi ile babasının kabirlerini ziyaret etti. Gece bitmek bilmiyordu. Sabah ablasıyla birlikte sınavın yapılacağı okula gitti. Ablası, temizliğe gittiği evin hanımından öğrendiğiyle, kardeşine akide şekeri verdi, heyecanı yatışsın diye...
Öğrenciler birbir çıkıyordu sınavdan...Perrin, okulun kapısına daha da yanaştı. "Niye çıkmıyor bu kız" diye kendi kendine söylenirken, Sevda gülerek karşısında belirdi. Sormadan Sevda söyledi: "Sınavım iyi geçti abla"...

-ÜNİVERSİTEYİ KAZANDI-

Sevda'nın tercihi, öncelikle Ondokuz Mayıs Üniversitesi Eğitim Fakültesi idi. Gurbete çıktığında, ablası kendisine nasıl para yetiştirecekti. Kolay mıydı?..

Komşu kızlar sabahır erken saatlerinde yazlığa taşınma işlemlerini yaparken, o terzi Mehmet'in dükkanını yolunu tuttuyordu. Terzi Mehmet iyi yürekli bir adamdı. Aynı köydendiler, akraba da sayılırlardı. Terzi Mehmet, küçük dükkanınında tamir işleri yapıyordu. Sevda ona ütü de yardımcı oluyordu. Cep harçlığına. Ancak, iyi yürekli terzi Mehmet, harçlığın dışında ona zeytin peynir alıp, "Sen artık çalışıyorsun, elin boş gitme eve" diyordu. Terzi Mehmet de öyle zengi biri değildi, ama yüreğinde bir servet yatıyordu...
Sınav sonuçları açıklanıyordu. Ablası, temizliğe gittiği evlerden birinde internetten sonucu öğrenebilmişti. Sevda, üniversiteyi kazanmıştı kazanmasına ama Samsun'daki  değil, İstanbul'da tercihi okuldu bu...Buruk bir sevinç sardı Perrin'in yüreğini. Sevinsin mi, üzülsün mü?..Bu ruh haliyle eve gittiğinde, kardeşine hiçbir şey belli etmeden büyük bir sevinçle müjdeyi verdi. "kazandın" dedi ama gerisini getiremedi. Sevda ısrarla sorunca, "İstanbul Üniversitesi" dedi. Genç kız, şöyle bir durakladı. Perrin, kardeşinin sevinemediğini anlamıştı. "Ne güzel okul, belki ben de senle gelirim" dediyse de, yüzündeki ifade inandırıcılıktan uzaktı...

-İYİ KALPLİ TERZİ-
Sabah işe gittiğinde, terzi Mehmet'in kendisinden önce dükkanda olduğunu gördü. İnsan sarrafı olmuş terzi Mehmet, Sevda da bir tuhaflık hissetti. "Bu kız niye hüzünlüydü. Yoksa kazanamamış mıydı" diye düşünürken, Sevda "Kazandım Mehmet Amca. Ne varki okul İstanbul'da" dedi. Anlamıştı terzi Mehmet, bunun nedenini..."Üzülme kızım bakarız bir çaresine" diyerek, onu teselli etti...

Koskoca İstanbul. Samsun'dan otobüsle gitmek bile dünya para. Nasıl yaşayabilecekti o insan yutan dev şehirde?..
Terzi Mehmet, Sevda'yı sonunda ikna etti. "Sen benim kızımsın. Ne güne duruyorum" dedi. Ablası da, evine temizliğe gittiği işadamı temiz kalplı eşinin kendilerine yardım edeceğini belirterek, terzi Mehmet'i destekledi...

Kayıt dönemi gelip, çatmıştı...Terzi Mehmet, akrabalarından birine telefon edip, Sevda'yı Esenler Otogar'ında karşılamasını istedi. Birkaç gün de evinde misafir edecekti. Otobüse bindiğinde yalnızlık yanına çökmüştü sanki. Güçlükle el salladı ablasına...İlk kez Samsun dışına çıkıyordu. Yanına oturan genç kız da kayıt için İstanbul'a gidiyordu. Genç kız, özel bir üniversiteye kaydını yaptıracaktı. Yeditepe Üniversitesi'nin Hukuk Fakültesi'ne...Yıllık okul ücretini söylediğinde, Sevda'nın neredeyse dudağı uçuklayacaktı. Neredeyse bir servetti ununu için bu para...

Otobüs, Bolu Dağı'nda mola verdiğinde, genç kızın "Hadi yemeğe inelim" teklifini nazikçe geri çevirdi. Ablası ona yolluk hazırlamıştı. Pohaça boğazından su yardımıyla geçiyordu...
Sabah olduğunda, terzi Mehmet yakını onu karşıladı. Sermet, Tekel'den emekliydi. Aslen Bafralı idi. yıllar önce İstanbul'a yerleşmişlerdi. İki kızı vardı, onlar da evliydi. Romatizma sancıları çeken eşinin derdine çare bulmak için doktor doktor geziyordu. Sanki, bunu bir iş edinmişti. Bazen eşi Nermin Hanım rahatsız olmasa da, o SKK Göztepe Hastanesi'nin yolunu tutuyordu.Kadrolu hasta gibi...

-İSTANBUL'UN BÜYÜSÜ-
Sevda, o gün hemen kaydını yaptırdı. Hemen Samsun'a dönmek istediyse de, Sermet ve karısı Nermin hanım "Biraz dinlen kızım" diyerek, onun kalmasını sağladılar. Nermin hanım, Sevda ağırlarken, romatizma ağrılarını unutmuştu. Gençleşmişti sanki. Kızları aklına geliyordu. Hele küçük kızı Nezaket'i çok özlemişti. Damadı aksi bir adamdı. Kızını annesinin yanına sıklıkla göndermiyordu. Sevda da, sanki Nezaket'i görüyordu. Yemekler yenildi, çaylar içildi. Yatma vakti geldiğinde, Sevda'nın yatağına sandıktan çıkarılan en temiz en yeni nevresim ve çarşaflar çıkraldı. Sevda, bugüne kadar hiç yaşamadığı bir sıcaklığın ortasında kalmıştı. Hem şaşkın, hem de mutluydu...

Sabah olduğunda Sermet, Sevda'ya verdiği İstanbul turuna çoktan başlamıştı. Belediye otobüsüyle önce Eminönü, sonra Beşiktaş, derken Taksim'e çıkmışlardı. Sermet de ne zamandır buralara gelmemişti. Beyoğlu'nun renkliliği Sevda'yı adeta büyülemişti. Televizyonda gördüğü bazı sanatçıları da görmüştü. "Filmlerdeki gibi değiller" diye düşünse de, bu fikri silecek çok şeyler önünden geçiyordu. Sermet, birer simit alıp öğle öğününü geçiştirdi. Sevda'nın gözü vitrinlere takılıyordu. Hepsini giymek istiyordu...

Sermet, Nermin hanımı fazla bekletmemek için turu kısa tuttu. Yeniden belediye otobüsüne bindiler. Eve geldiklerinde akşam olmak üzereydi. Ne de çabuk geçmişti zaman...Nermin hanım, sıcak mercimek çorbasını masaya koymuştu bile. "Ne hamarat şu Nermin hanım" diye kendi kendine söylenirken, acıktığını belli etmemek için ağır ağır çorbayı kaşıklıyordu.Akşam erkenden yattılar. Çünkü, sabah Sevda Samsun'a dönecekti.

Ablası ne de özlemişti Sevda'yı. Akşamı iple çekmişti. Patates köftesi yapmıştı kardeşine. Sevda seviyor diye. Abla-kardeş için 2 gün 2 yıl gibiydi. Hasretle sarıldılar birbirlerine...
O gece Sevda, İstanbul'u anlattı ablasına. Boğazdan geçen gemileri, gökdelenleri ve Beyoğlu'nu. Gördüğü sanatçıları da anlatmayı unutmadı.

(Yarın: HAYATIN AKIŞINI DEĞİŞTEREN ARKADAŞ)

0 Yorum:

ANASAYFAYA DÖN