15.02.2018, 09:12 418

Sağlıkta dönüşümden şehir hastanelerine…

Sağlıkta dönüşüm; bir devrim mi, yoksa sağlıkta çöküşün bir başka adı mı?

Bu sorunun karşılığını farklı çevrelerin algılarından da yola çıkarak biraz irdelemek isterim.

Mesela sokaktaki vatandaşın bir kısmı için sağlıkta dönüşüm, SSK eczane kuyruğundan kurtulup serbest eczanelerden rahatça  ilaç almak, ya da yine aynı SSK hastanelerinde “muayene olmak için sabahın köründe sıra beklemek eziyetinden kurtulmak” anlamına geliyor, bir kısmı için de her işlemde alınan katkı payları ya da ilave ödemelerle hekime sağlığa ulaşmadaki zorluk, sağlık ortamına ilişkin güvensizlik  anlamına geliyor.

Hekimler dahil sağlık çalışanları için ise; döner sermaye ve performans uygulamasıyla göreceli olarak iyileşen ücretler olarak algılanmasının yanında, döner sermaye adaletsizliği,  temel ücretin düşüklüğü, iş yoğunluğunun ve temposunun artması, şiddet, liyakate dayanmayan görevlendirmeler, taşeronlaşma gibi pek çok konuda sağlıkta dönüşümün kabul görmediğini gözlemleyebiliyoruz.

Diğer bazı verilerin ana başlıkları ise şöyle;

Her yıl sağlık kuruluşlarında 650 milyon muayene yapılıyor, kişi başı hekime başvuru sayısı yılda dokuza dayanmış.

Her yıl 110 milyondan fazla insan acillere koşuyor, ama çoğu acil değil.

Polikliniklerde 5 dakikaya indirilen randevu aralığına rağmen randevu almak mümkün değil.

Her gün, bin  hadi olmadı iki bin hastanın gelmesi gereken sağlık kuruluşlarına  6-7 bin kişi girip çıkıyor.

Bu yoğunlukta hastane asansörleri bozuluyor, koridorları tuvalet kokusu sarıyor, kavga,  gürültü, karmaşa ortamı; idareciler ne yapsın?

Birinci basamak hizmetleri dediğimiz Aile Hekimliği işletilmiyor, sevk zorunluluğu “millet bize tepki verir”  endişesiyle uygulanamıyor.

En çok övündüğümüz koruyucu sağlık hizmetlerin de bile sorunlar görülmeye başlandı.

Sağlıkta dönüşümün başlangıcı olan 2004 yılından 2016 yılın kadar geçen 12 yıllık sürede ise sağlık  harcamaları 18 milyardan 119 milyara çıkarak 6-7 kat artmış.

Özetle sağlıkta dönüşüm, uygulama olarak belli başlı alanlar dışında bir değişim getirmediği gibi bizlere çok pahalıya patlamış ve pek çok soruna da gebe.

Ama her zaman olduğu gibi; parası olan için  ya da para bitene kadar sorun yok.

Şimdi gelelim yazının başlığına; Şehir dışındaki Şehir hastanelerine.

Hükümet sağlıkta dönüşümün parıltısı solmaya yüz tutunca bunu yeni bir argümanla canlandırmaya çalışıyor. Canlandırmakla da kalmıyor, bunu ulusal ve uluslararası sermayeye cazip gelecek bir şekilde kamu özel ortaklığı adıyla sunuyor. Bu yolla şimdiye dek  dört tane şehir hastanesi bitmiş durumda ve faal. Önümüzde yapılacak 18 proje daha var ve bunların toplam bedelinin 60 milyar doları bulabileceği hesaplanıyor; ancak maliyetleri tam olarak hesaplamak çok zor, çünkü döviz kuru öngörülemiyor. Toplamda ise  32 proje öngörüldüğü düşünüldüğünde maliyet bunun çok üzerinde olacak.

Bu büyük miktar paranın ödeme garantisi ise devlet yani dolayısıyla bu para hepimizden çıkacak.

Devletin 60 milyar dolarlık ödemesine karşılık hastaneyi yapan şirketlerin yatırım maliyeti ise 15-20 milyar dolar civarında olacağı öngörülüyor. Yani Şehir hastanelerine bir yatıran 3-4 katını kazanabilecek.

Sağlıkta dönüşümün getirdiği ekonomik yükün üzerine şehir hastanelerinin “dayanılamaz ağırlığı” çökmek üzere.

Üstelik daha Türkiye sağlık ortamına getireceği sorunları konuşamadık bile…

Bir de terminolojik olarak sorunlu bir durum var. Bu hastanelere Şehir Hastaneleri deniyor ama yapılan hastanelerin hepsi şehrin kilometrelerce uzağında yani dışında.

Onu da bir sonraki yazıya bırakalım.

Yorumlar (1)
He he 4 yıl önce
Yani şimdi siz milletin sabahın köründe hastane kapılarında sürünmesini, cenazelerinin, bebeklerinin rehin kalmasının daha iyi olduğunu savunuyorsunuz. Yuh diyorum. Tipik CHP kafası. "Hiç bir şey yapmam, yapanı da pişman ederim" anlayışı.