banner1589

banner1577

banner1526

banner1588

banner1525

banner1324

banner1581

Oğlunu kaybeden Ebru Şallı son günü anlattı

10 yaşındaki oğlu Pars’ın ölümüyle sarsılan Ebru Şallı, o zorlu süreçte yaşadıklarını Ayşe Arman’a anlattı: "Ve sonra o son gün… Nasıl bir huzursuzluk içimde… Tarifi olmayan bir duygu… Kalbim sıkışıyor. Yoğun bakımı arıyorum, arıyorum, açmıyorlar…

Magazin 11.05.2020, 21:38
2440
Oğlunu kaybeden Ebru Şallı son günü anlattı

Ebru Şallıkısa süre önce oğlu Pars'ı lenf kanseri sebebiyle kaybetti. Acı haberin ardından evine kapanan Ebru Şallı Ayşe Arman'a konuştu.

Son’a yaklaşırken neler oldu?

Gözünde kayma ve baş dönmesi başladı. Biz hala normal odadayız. “Anne, canım pizza istedi!” dedi. Babaannesi ona ev pizzası yaptı. Yoğun bakıma indirmeden biraz yedirdim. Bir daha orda yiyemez diye. Zaten bir iki lokma yiyebildi. O da son yemeği oldu…

Sonra Yoğun bakım mı?

Evet. 5 gün kadar beraber Yoğun bakımda kaldık. Şırıngayla çorba içirmeye çalışıyorum, ayakta tutmaya çalışıyorum. Çünkü çok ilaç alıyordu hem ağızdan hem damardan. Sonra doktor geldi, orada yoğun bakım doktoruna teslim oluyorsunuz, onların borusu ötüyor. Dedi ki, “Pars, nefes alıp verirken çok zorlanıyor. Entübe düşünüyoruz!” Bütün doktorları aynı fikirde olunca, ben de olumlu baktım. Geçen sefer iyi gelmişti entübe, 3 gün sonra normal odamıza çıkmıştık. “Olur” dedim ama “Babasına da bir soralım” diye ekledim.

Bütün bu süreçte Harun hep vardı. Ama Corona muhabbeti başladığı için artık değiş tokuş yapamıyorduk, hep ben kalıyordum. Harun da “Tamam” dedi, imzayı attım. Bana, doktor şöyle dedi. “Siz içeriye girin, çocuğunuzla vedalaşın!” dedi. Bir tuhaf hissettim. O konuşmaya devam etti, “Corona yüzünden, entübasyon sırasında yanında kimseyi tutmayı düşünmüyoruz!” Ben de “Uyanacak zaten. Acaba hiç eve gitmesem de hastanede başka bir odaya mı geçsem…” dedim. “Hayır, evinize gidin, biz sizi gelişmelerden haberdar ederiz” dedi.

Pars kendinde miydi o sırada?

Evet. “Pars’ım seni bir süre uyutacaklar” dedim, “Karnının şişliğini indirecekler, biraz daha rahat nefes almanı sağlayacaklar, iç organlarını dinlendirecekler. Ondan sonra yine uyandıracaklar, tamam mı?” dedim. “Tamam annecim” dedi. Zaten dünya meleği bir şeydi. “Benim oyun koltuğum var ya, hani sipariş ettik, eve gelirse o sırada, Can ve Bero açmasın.

Ben eve gelinceye kadar onu balkona sakla. İlk ben açmak istiyorum!” dedi muzipçe. “Tamam tatlım. Ben kimseye onu açtırmam. O senin koltuğun!” dedim. Neşesi yerine geldi. “Bir de doktorlar söyler misin bana o güldüren ilaçtan versinler, olur mu?” dedi. Sedasyon için verdikleri bir ilaç vardı, ondan söz ediyordu. “Tamam” dedim. Kendine eğlence yaptı, çocuk. Ben de onun, o neşeli halini çektim… Ve entübe edildi. Her şeyi teklif ettim, kabul etmediler. “İçeride kimseyi tutmak istemiyoruz.

Çok riskli. Sadece onunla ilgilenecek hemşire olacak” dediler. Ben de mecbur eve gittim. Ama uzun uzun bilgi verdiler, neler yapılacağını anlattılar. Bu arada, 3 aydır ayağa kalkamıyordu Ponçik. Ben hep yatakta çalıştırıyordum, bacaklarını. Basit jimnastik, fizyoterapi her şeyi yaptırmaya çalışıyordum ama kalkamıyordu. Yine de olumluydum, Hep “İyi olacak, iyi olacak, bunlar geçecek!” diyordum.









Bir şey istedi mi senden giderken…

Şifa taşları vardı, onları çok seviyordu. Son iki sene, herkese, “Bana oyuncak almayın, taş alın!” diyordu. Birkaç taşını istedi benden. “Ama izin vermiyorlar” dedim. “3 tanesini ver anne, içime saklayayım!” dedi. Ama tabii Yoğun Bakım’da çırılçıplak soyuyorlar.


Taşları eline verdim. Entübeden sonra, taşın da mikroplu olabileceğinden korktukları için izin vermediler. Bir de duamız vardı hep yanımızda. Ona da izin vermediler. Ben, onları da aldım. Son bir kez kokladım, öptüm, sarıldım. Çıktım. (Ağlıyor)


Sonra…

Sonra üzerinden 6 gün geçti. Sürekli hastaneye gidiyorum ama içeri giremiyorum, kapıdan konuşup, geliyorum. Zaten “Gelmeyin, Corona var, risk almayın!” diyorlar, “Biz, sizi sürekli haberdar edeceğiz!” Ve sonra o son gün… Nasıl bir huzursuzluk içimde… Tarifi olmayan bir duygu… Kalbim sıkışıyor. Yoğun bakımı arıyorum, arıyorum, açmıyorlar… İçimde bir alev yanmaya başladı. “Yoğun bakım açmıyorsa, birine bir şey oldu…

Demek ki müdahale var ki, açamıyorlar!” diye düşünüyorum. (Ağlıyor) 8 kere aradıktan sonra bir hemşire açtı telefonu, hemen doktora verdi, “Biz de sizi arayacaktı. Lütfen hastaneye gelin. Pars’a kalp masajı yapıyoruz. Bunlar olabiliyor, biliyorsunuz… Gelebilirsiniz, hemen gelin!” dedi. Ben birden ağlamaya başladım. Korkunç bir şekilde. Sarsıla sarsıla. Uğur’la birlikte uçarak hastaneye gittik. Harun da geldi. Orada öğendim acı haberi…

Ponçik’imiz, bizim minik kahramanımız iki yıl mücadele etti, gerçekten bu hastalığa direndi… Her şeyi yaptı, sonuna kadar savaştı… Ama olmadı… Sonunda kalbi dayanamamış! Durmuş! 35 dakika kalp masajı yapmışlar… Nafile! Yavrumuzu geri getiremediler… (Ağlıyor)

Girdin mi içeri onu son kez görmeye…

-Evet. Melek gibi uyuyordu orada. Böyle bir güzellik olamaz. 5 gün görmemiştim, 5 günde o kirpikler, saçlar, kaşlar uzamıştı sanki. O güzel yüzü pespembeydi, o kadar güzeldi ki… Bir melek gibi, inanılmaz huzurlu uyuyordu orda… Elleri gamzeliydi oğlumun, çok tatlıydı ellerindeki gamzeler… Ellerinden öptüm onu… Sıkı sıkı sarıldım, kokladım… Harun, giremedi. Uğur girdi, benimle birlikte… Sonra o da duramadı, çıktı… Ben kaldım.


Sarıldım, sarıldım, öptüm… Uyanacak gibiydi. Hayatımda ilk kez cansız bir beden görüyordum. Ve çocuğumdu o benim, dünya güzeli oğlum… (Ağlıyor) Sonra beni çıkardılar yanından… Defin işi hızlıca halloldu, şansımıza, çok güzel bir mezarlığa gömüldü. Sürekli gidiyorum yanına. Kuşlar ayrılmıyor, yemyeşil bir yer. Ben kalpler koydum mezarına, onun sevdiği şeyler. Ha bir de taşlarının hepsini gömdüm. Çünkü taşlarını istemişti ya, benden en son. Bol bol konuşuyorum onunla. Orada, onun yanında kendimi çok iyi hissediyorum.

Dünya tatlısı bir çocuktu Ponçik, “Bebeğim” diyordu bana, “Seni, çevrimiçi gördüm! O yüzden sana kalp- kalp- kalp yolladım!” Okuldan gelirken, “Dur Azmi Abi, anneme çiçek alalım!” diyen bir çocuk… Her Anneler Günü’nde şiirler, mektuplar…. Gece ilacını vermek için uyandırdığımda, daha gözünü açar açmaz, “Seni seviyore” diyen bir çocuk. Sevgi dolu. Hayat dolu… Bu çocuk ölemez! İçimde yaşar. O hep benimle… Acısı da bitmez! Benim kalbim attığı müddetçe Ponçik diye atar…

Yorumlar (0)