11.03.2018, 09:03 245

İslam'ın ve insanlığın iki büyük düşmanı: 1-Siyaset, 2-Felsefe

İnsan her şeyden önce dünyadaki konumunu ve varlık âlemindeki yerini bilmelidir. Bunu kendi aklıyla ve kendi yetileriyle bilmesi ve çözümlemesi mümkün değildir. Ta başlangıçtan beri insanın mahiyetini ve konumunu din ve vahiy belirlemiştir. İslam dini, bütün varlık âleminin insanoğlu için nimet olarak yaratıldığını bildirmiştir. Yine İslam dini insanı tanımlarken, insanın bu nimetleri ve dünya metaını elde etme noktasında ve onlara tek başına sahip olma konusunda sonsuz istek ve arzu üzere, egoist ve bencil bir karakterde yaratıldığını da ifade etmiştir. Buna rağmen yine İslam’a göre bütün insanların Allah’ın bütün nimetlerinden aynı ölçüde ve adil bir şekilde istifade etmeleri ilâhi bir esas olup dinin ve İslâm’ın temeli olan bu husus peygamberlerin gönderiliş sebebidir. İşte bu noktada insanoğlu ya kendi nefsani ve bencil istek ve arzuları doğrultusunda bir tercih yapacak; ya da ilâhi vahyin ve dinin emir ve istekleri doğrultusunda tercihini yapacaktır. İnsanoğlu ta başlangıçtan bu yana bu iki tercihle karşı karşıyadır. İnsanoğlunun yaratılış sebebi de bu iki tercihten hangisini yapacağı noktasındaki bir imtihanıdır.

Siyaset ve felsefe ta başlangıçtan beri insanoğlunun tek başına Allah’ın nimetlerine ve dünyaya sahip ve hakim olma noktasında arzu ve isteklerini gerçekleştirebilmek için aklını nefsani arzuları istikametinde kullanarak oluşturduğu stratejik eylem ve düşünce sistemleridir.

Siyaset Hz. Adem (a.s.)’den bu yana bilindiği kadarıyla dinin ve peygamberlerin getirdiği ilahi öğretilere rağmen insanoğlunun dünyaya ve dünyanın maddi ve manevi bütün nimetlerine ve zenginliklerine sahip olması; bu noktada dünyaya ve bütün insanlara hükmetme, onları kendi isteği ve çıkarları doğrultusunda evirip çevirme hareketi ve eylemleridir. Felsefe ise işte bu egoist ve çıkarcı siyasetin gerçekleşmesini sağlayıcı nefisçi ve çıkarcı aklın oluşturduğu bir düşünüş sistemidir. Onun içindir ki felsefenin kendi sitemine ilk koyduğu şey ve ilk koyduğu prensip tanrının olmayışıdır. Ta başından beri siyaset ve felsefe ilişkisine bakıldığında bu ikisini bir ikiz kardeş gibi görmek ve bunları koordineli bir şekilde birlikte çalıştıklarını tespit etmek mümkündür. İslam öncesi toplumlar incelendiğinde bu iki hususun yani siyaset ve felsefenin toplumlara hakim olduğu görülür. İşte bu siyaset ve felsefedir ki Hz. Adem (a.s.)’den bu yana İslam dininin ve İslam peygamberlerinin Allah’tan getirdiği ilkelerin ve emirlerin İnsan ve toplum hayatına yerleşmemesinin, insanın ve toplumun İslam’ın ilkelerinden uzaklaşmasının yegane sebebi olmuştur.

Allah’ın dininin adı İslam’dır. Dini çağrıştıran gerek Yahudilik ve Hıristiyanlık ve gerekse diğer beşeri ve dini oluşumlar Allah’ın dininin isimleri değildir. Tarihte ve günümüzde din diye takdim edilen Yahudilik ve Hıristiyanlık, Yahudi ve Hıristiyanların nefsani çıkar ve istekleri doğrultusunda oluşturdukları stratejik, siyasi ve felsefi inanç sistemleridir.

Peygamberimiz (s.a.v.)’e peygamberlik gelmeden önceki Mekke’nin Arap toplumuna bakıldığında siyasetin, siyasetin oluşturduğu kabileciliğin ve ırkçılığın; felsefenin ve felsefenin muhtelif versiyonları olan şirk ve putperestliğin sembolik tezahürlerinin hakim olduğu görülür. Nitekim Peygamberimizin peygamberliğinin hemen öncesindeki Arap toplumunun hakim fatalistik ve cebirci anlayışının zorunlu bir sebep-sonuç ilişkisine dayalı determinist bir felsefenin tezahürü olduğu açıktır. Dünya tarihinde siyaset ve felsefe her zaman İslam dininin ve İslam’ın peygamberlerinin karşısında yer almış; fesadın, bozgunculuğun ve zulmün kaynağı olmuştur. Kısaca İslam dininin bütün peygamberleri sadece bu iki hususun yani siyaset ve felsefenin hakim kıldığı kötülüklerle mücadele etmişlerdir.

Peygamberimizin hemen sonrasında İslam toplumunda ortaya çıkan dini ve sosyal problemlerin tamamı, peygamberimize peygamberlik gelmeden hemen öncesindeki hakim siyasetin ve bu siyasetin oluşturduğu felsefenin yeniden hortlamasından başka bir şey değildir.

Müslümanlar her şeyden önce İslami akılcılıkla felsefi akılcılığın aynı şey olmadığını acilen anlamak zorundadırlar. İslam’ın vahyi ve ilahi sistemini anlamının birinci şartı budur. İslam düşünce tarihi ve kelam tarihi dikkatlice incelendiğinde fikri ve itikadî düzeyde hakk ve batıl mücadelesi İslami akılcılıkla felsefi akılcılığın mücadelesinden başka bir şey değildir. Maalesef tarih boyunca İslam toplumlarında yaşanan bu mücadelede çoğu zaman insan ve toplum nezdinde felsefi aklın İslami akla galip geldiğini ve bu yüzden cennet bahçesi olarak yaratılan dünyanın cehennem çukurlarına dönüştüğünün tarihte ve günümüzdeki örneklerini ibret ve dehşetle müşahede ediyoruz.

İslami akılcılık istidlal sistemiyle yani Kur’an ayetlerini ve peygamberimizin uygulamalarını delil getirerek vahyin yönettiği bir akılcılık olmakla birlikte, felsefi akılcılık ise salt insan mantığının yani insanın çıkar ve menfaatleri doğrultusunda bencil duygularının yönettiği akılcılığın ta kendisidir. Bütün İslam peygamberleri işte bu siyaset felsefesinin ve felsefi akılcılığın oluşturduğu fasit, bozguncu ve zalim dünya düzeni ile mücadele etmişlerdir.

Diğer taraftan Müslümanların acilen anlamak zorunda oldukları ikinci mesele siyaset ile hilafet veya imametin aynı şey olmadığıdır. Çünkü siyasetin delili insanın çıkar ve menfaatleri; egoist arzu ve istekleri olduğu halde hilafetin delili Kur’an’ın ve vahyin ta kendisidir. Tarihte ve günümüzdeki siyasi anlayışta nitelikli ve niteliksiz her insan veya her Müslüman toplum yönetimine aday olduğu halde hilafette aday gösterilen sadece en alim, an muttaki, Allah yolunda canını malını feda eden en mücahit olan tek bir Müslüman kişidir. Peygamberin halifesi olmakla Allah’ın halifesi olmak arasında pratikte fark olmasa da ilkesel olarak fark vardır. Çünkü ilkesel olarak peygamber de peygamberden sonraki yukarıda nitelikleri sayılan en iyi mümin veya Müslüman olan da Allah’ın hükümleri ile Allah adına hükmedendir.

Sonuç olarak Peygamberimiz (s.a.v.)’in hemen sonrasında nüksetmiş olup İslam toplumlarının gelecek nesillerine kalıtsal hale gelmiş olan ve İslam dinine iliştirilen bütün problemlerin siyaset ve felsefi akılcılıktan kaynaklandığın açıktır. Gelecek yazılarımızda inşallah teker teker bu problemler üzerinde durulacaktır.

Yorumlar (0)