AİLE HAYATINDA DOĞRULUK VE DOĞRULUK EĞİTİMİ

Abone Ol

Doğruluk, İslam ahlakında en temel erdemlerden biridir. Efendimiz (s.a.s) bir sahabenin;“Yâ Resûlallah! Bana İslâmı öylesine tanıt ki, onu bir daha senden başkasına sormaya ihtiyaç hissetmeyeyim” sorusuna cevap olarak; “Allah’a inandım de, sonra da dosdoğru ol!” buyurmuştur.( Müslim, İmân 62) Peygamber Efendimiz bu nefis ve veciz cevabı ile “Tevhid ve doğruluk, işte size İslâmiyet” mesajını vermektedir.
Doğruluk insanın yaratılış gayesine sadık bir biçimde yaşama becerisidir. Kişinin niyet ve eylemlerinin uyum içinde olmasıdır. Oruçla beraber irade eğitimine girdiğimiz Ramazan günleri, doğruluk erdemini kendi ruh dünyamıza en güzel şekilde yerleştireceğimiz fırsat zamanlarıdır. Nitekim Efendimiz bir hadis-i şeriflerinde; “"Kim yalan konuşmayı ve yalan-dolanla iş yapmayı terketmezse, Allah o kimsenin yemesini, içmesini bırakmasına kıymet vermez." (Ebû Dâvûd, Savm 25) buyurmak suretiyle oruçtan beklenen sonucun alınabilmesi için doğruluktan ayrılınmaması gerektiğini vurgulamıştır.
Unutmayalım ki bir toplumun ahlak pusulası ailede ayarlanır. Eğer o pusulanın ibresi doğruluktan saparsa, fırtınalı denizlerde yolumuzu bulmamız imkansızlaşır. Bugün modern dünyanın karmaşasında yorulan ruhlarımızın sığınacağı tek liman evimizdir. Evlerimizin ihtiyaç duyduğumuz huzuru bize temin etmesi ancak aile bireylerinin sadakat ve samimiyeti ile sağlanır. Ne yazık ki günümüzde evliliği yürütmek için ufak tefek yalanlar söylenebilir anlayışı, ailelerin temeline sinsi bir dinamit gibi yerleşmektedir. Doğruluğun olmadığı yerde şüphe başlar; şüphenin olduğu yerde ise huzur terk-i diyar eder. Müslüman ferasetine yakışan, "Dosdoğru olanın yardımcısı Allah’tır" bilinciyle, aile içindeki her meseleyi sıdk (doğruluk) terazisinde tartmaktır.
Anne ve babalar, çocuklara toplumsal değerleri doğrudan aktaran ve en çok da hal dilleri ile onların bu değerleri öğrenmelerini sağlayan ilk modellerdir. Çocuklar duyduklarını değil, gördüklerini taklit ederler. Doğru bir anne-baba, bin vaazdan daha etkilidir. Abdullah b. Amr (r.a.) diyor ki; Peygamberimizin evimizde bulunduğu bir günde, annem, “yavrum gel, sana bir şey vereceğim” diye beni çağırdı. Peygamberimiz anneme: “Çocuğa ne vermek istedin” diye sordu. Annem: Hurma vermek istedim, dedi. Bunun üzerine Peygamberimiz: “Eğer bir şey vermeseydin sana bir yalan günah yazılırdı”(Ebu Davud, Edep,88) buyurdu. Çünkü çocuk annesinin bu hareketi ile yalanı öğrenmiş olacaktı. Sözünde durmayan bir anne-baba çocuğuna hal dili ile sözünde durmamayı öğretmiş olur. Öte yandan çocuğunu doğruya yönlendirmek için sürekli ödül vâd eden ebeveynler de çocuğun iç motivasyonunu kaybedip dış motivasyonla hareket etmesine sebep olurlar. Böylelikle dış motivasyon olmadığında doğruluktan vazgeçme riski olacaktır. Çocuğa doğruluk erdemini kazandırmak için dikkat edilmesi gereken bir diğer husus da çocuğun yanlış davranışı karşısında büyük cezalar verilmesidir. Çocuk, doğru söylediğinde büyük bir ceza ile karşılaşacaksa kurtulmak için yalan konuşacaktır. Ailede doğruluk; çocuğun hata yaptığında "Korkma, doğruyu söyle" diyebileceği bir güven iklimini inşa etmektir. Hata yapıldığında odak noktası telafi olmalıdır. Çocuğunun yanlış davranışı karşısında bile onu savunan ebeveynler ise aslında çocuklarını şefkatleriyle zehirlemiş oluyorlar. Böyle yetişen bir çocuğun kendini her zaman haklı gören, sorumluluk almaktan kaçan bir insan olması muhtemeldir. Sonuç olarak doğruluk erdeminin çocuklara kazandırılmasında büyük cezalardan kaçınan ancak müsamahakar olmayan dengeli bir yaklaşım ve hal dili ile örnek olma son derece önemlidir.
Gelin, evlerimizi sadece eşyalarla değil, doğrulukla tezyin edelim. Akşam eve girdiğimizde içeride birbirinin gözüne güvenle bakan, "Burası benim en güvenli kalem" diyen bir aile tablosu bırakalım. Çünkü dünya ancak doğru insanların kurduğu doğru ailelerle güzelleşecektir.

Emine Gündüz
Uzman Vaiz