AHİRETE İMAN

Abone Ol

İslam’ın kendisine inananlara öğrettiği bir zaman anlayışı vardır. Bu zaman anlayışı döngüsel bir zamandır. Yani, dünyadan bağımsız değil dünyada neleri ektiysen ahiret yurdu denilen zaman diliminde ektiklerimizi hasat edeceğimiz bir varoluş âlemidir.

Kur’ân-ı Kerim’in üç ana konusu: Tevhid, Nübüvvet ve Haşr. Haşr dediğimiz alan işte ahirete iman meselesidir ve bu alan oldukça geniş bir alandır. Bu açıdan Ahiret inancı, müminin günlük yaşamındaki davranışlarını sorumluluk altına alan bir anlayış geliştirmektedir. Günlük yaşam içerisindeki ibadetlerde olduğu gibi ahlakî davranışlarda da mümine bir takım görevler yüklemektedir. Ölümden sonraki diriliş, kıyamet saatine kadar sürecek berzah âlemi, kıyametten sonra gerçekleşecek olan mizan, cennet ve cehenneme duyulan inanç, müminlere kendi davranışlarını kontrol edebilme imkanı sağlamakta ve onlara yaptıkları her iyi veya kötü amelin hesabının verileceği bilincini kazandırmaktadır.

Ahiret, “ilk, önce” manasındaki evvel kelimesinin mukabilidir. İslamiyet başta olmak üzere ilahi dinlerde “dünya hayatından sonra başlayıp ebediyen devam edecek olan ölüm sonrası hayat” diye tanımlanır. Kur’an’da yaklaşık 110 yerde geçer ve ahirete iman birçok ayette Allah’a imanla birlikte ve hemen onun akabinde yer alır, daha hayırlı ve devamlı olması yönüyle ayetlerde ahiretin dünya hayatına göre önceliği vurgulanır. Kur’an’da ahiret vurgusunun çok olması, konunun önemini vurgulamak, sorumluluk duygusunu pekiştirmek, dünya ile ahiret arasındaki psikolojik mesafeyi kısaltarak mü’minin ruhunu yüceltmek ve hayatını ebedileştirmek gibi hedeflere yönelik olduğunu söylemek mümkündür. Birçok surede kâinatın, özellikle insanın yaratılışından, evrenin idare edilişinden ve hayatın akışından bahseden ayetlerle, ahiret hayatını tasvir eden ayetler yan yana yer almıştır.

Kur’an’ın tasvirine göre dünya hayatı bir oyun ve eğlence, bir süs ve öğünüştür; mal, evlat ve nüfuz yarışıdır. Netice itibariyle o geçici faydalanış ve aldanış vesilesidir. Asıl hayat ahiret hayatıdır, huzur ve sükûn sadece ölümsüz âlemdedir.
Din ve ölüm gerçeği, tarih boyunca bütün insanlığın gündeminde mevcut olmuş bir konudur. İşte bu açıdan ölüm ötesi hayatın kelam, psikoloji ve felsefe disiplinler yönünden ele alınıp değerlendirilmesi, günümüzün çağdaş toplumları açısından da büyük önem taşımaktadır. Çünkü ölüm sonrası yaşam, ölüm kaygısı ve dindarlık düzeyleri arasındaki ilişki, bir değer ifade etmektedir. Bu sebeple Kur’an’da önce ölümün sonrada hayatın zikredildiği şu ayet çok çarpıcıdır: “Ölümü ve hayatı yaratan Allah’tır.”(mülk suresi) Niçin önce hayat değil de ölüm başa alınmıştır? Aslında hayata anlam katan, hayatı yaşanılır kılan ölüm duygusudur. Ölüm olgusunu içselleştiren bir birey, hayatını disipline eder ve hayatının bir gayesi olur. Diğer taraftan ahiret inancı, Allah’a rağmenliği besleyen duyguların etkisinde gelişen negatif dünyevileşmeyi aşmada insana yardımcı olur

Dindeki ahiret inancı, bir yandan uhrevi sorumluluk şuuruyla insanın ahlaki gelişmesine katkıda bulunurken öte yandan ölüm korkusunun insan psikolojisi üzerindeki tahrip edici etkisini önler. Ahiret inancı, insanın içindeki ebediyet duygusuna cevap vermek bakımından da önem taşımaktadır.
Ramazan Ayımız olması hasebiyle konuyla ilgili bir hadisi şerifi zikrederek yazımı tamamlamak istiyorum
Ebû Hüreyre"den nakledildiğine göre, Allah Resûlü (sav) şöyle buyurmuştur: “Allah"a ve âhiret gününe iman eden kişi misafirine ikram etsin. Allah"a ve âhiret gününe iman eden kişi komşusunu rahatsız etmesin. Allah"a ve âhiret gününe iman eden kişi ya hayır söylesin ya da sussun.” Ebû Dâvûd, Edeb, 122, 123)
Sonuç itibariyle; sıkıntılardan kurtulup ebedi huzura ulaşma, Allah’ın rızasını elde etme ideali insanda yaşama sevincine yol açar, dünyanın ıstıraplarına karşı tahammül gücü verir. Geçici dünya arzuları aslında insan ruhunu tatmin etmediğinden, ahirete iman, ona en yüksek ve ulvi zevkler, manevi hazlar kazandırır ve bu mübarek günler ahirete imanı güncelleme acısından Allah’a inancı olanlara bir imkândır.

KADRİYE TOKAR YILMAZ