19 Mayıs 1919, yalnızca bir kurtuluş hareketinin başlangıcı değil; aynı zamanda yeniden ayağa kalkma iradesinin, ortak aklın ve geleceği yeniden kurma cesaretinin sembolüdür. Samsun’dan başlayan bu tarihi yürüyüş, bugün bizleri geleceğe karşı sorumluluklarımızı da yeniden düşünmeye davet ediyor. Aradan geçen bir asra rağmen bugün başka bir mücadele alanının içindeyiz. Bu kez mücadelemiz plansız kentleşmeye, afetlere karşı kırılgan yapı stokuna, altyapı yetersizliklerine ve iklim krizinin giderek ağırlaşan etkilerine karşı veriliyor.
Geçtiğimiz günlerde Samsun’un Havza ilçesinde yaşanan sel felaketi, afetlerin yalnızca belirli bölgelerin sorunu olmadığını bir kez daha ortaya koydu. Değişen iklim koşulları, artan yağış rejimleri ve kentlerin bu yeni düzene yeterince hazırlıklı olmaması; şehirlerimizi her geçen gün daha kırılgan hale getiriyor. Afetler artık yalnızca doğal olaylar değil, aynı zamanda şehirlerin planlama kapasitesini test eden yapısal
bir mesele haline geliyor. Dünyada artık şehirlerin gelişmişliği birden çok parametre içeriyor. Ve her birinde de ortak nokta şu ki; asıl ölçüt o şehrin kriz anlarında ne kadar direnç gösterebildiği, insan hayatını ne ölçüde koruyabildiği ve afet sonrası yaşamı ne kadar hızlı sürdürülebilir hale getirebildiğidir. Bu nedenle kentsel dönüşüm kavramını yalnızca bina yenileme ekseninde değerlendirmek yetersiz kalmaktadır. Dirençli kent anlayışı; güvenli yapılaşmanın yanında güçlü altyapıyı, doğru zemin kullanımını, afet lojistiğini, kamusal alan organizasyonunu ve sürdürülebilir şehircilik politikalarını birlikte ele almayı gerektirir. Bu sebepledir ki günümüzde şehirlerin afetlere karşı direncini artırabilmesi için yalnızca fiziksel dönüşüm değil, teknolojik dönüşüm de zorunlu hale gelmiştir. Akıllı şehir
uygulamaları, yapay zekâ destekli veri analizleri, erken uyarı sistemleri ve dijital ikiz teknolojileri artık modern şehir yönetiminin temel araçları arasında yer almaktadır. Özellikle dijital ikiz teknolojisi sayesinde şehirlerin sanal modelleri oluşturularak; sel, deprem, altyapı çökmesi veya ulaşım krizleri gibi senaryolar önceden simüle edilebilmekte, olası riskler henüz yaşanmadan analiz edilebilmektedir. Böylece şehir yönetimleri yalnızca afet sonrası müdahale eden değil, afet gerçekleşmeden önce önlem alabilen bir yapıya dönüşmektedir. Karadeniz kentleri açısından değerlendirildiğinde; dere yatakları, eğimli arazi yapısı, yoğun yağış rejimi ve plansız yapılaşma birlikte düşünüldüğünde, şehirlerin iklim uyumlu planlama yaklaşımına ve veri temelli şehir yönetimine hızla adapte olması kaçınılmazdır. Bugün alınmayan her önlem, gelecekte çok daha büyük sosyal ve ekonomik kayıplar olarak karşımıza çıkacaktır.19 Mayıs ruhu, yalnızca geçmişte kazanılmış bir bağımsızlığın hatırası değildir. Aynı zamanda geleceği öngörebilme, riskleri doğru okuyabilme ve toplum adına sorumluluk alabilme iradesidir. Bugünün bağımsızlık mücadelesi ise vatandaşlarını afetler karşısında koruyabilen, teknolojiyi şehir yönetimine entegre edebilen ve sürdürülebilir yaşam alanları üretebilen bir anlayışı inşa edebilmektir.
Cumhuriyetin ikinci yüzyılında en büyük güç, afetlere karşı hazırlıklı şehirler kurabilme kapasitemiz
olacaktır.
Duygu BİRCAN ALAÇAMLI
Kentsel Dönüşüm ve Şehircilik Vakfı Samsun İl Temsilcisi
Alaçamlı & Partners Kentsel Dönüşüm Danışmanlığı Kurucu Ortak
Harita Yüksek Mühendisi
Gayrimenkul Değerleme ve Kentsel Dönüşüm Uzmanı